Stresle savaş...

A -
A +

İş hayatının dayanılmaz yükü altında kalmaktan şikayetçi olan çalışanların sayısı son zamanlarda büyük artış gösterdi... Geçtiğimiz günlerde The City and Guilds tarafından yapılan araştırmada, çalışanların dörtte birinin iş yaşamındaki stresin azalması karşılığında maaşlarından kesinti yapılmasına razı oldukları ortaya çıktı. Araştırmaya katılan 1054 kişinin %55'inin iş stresine bağlı uyku sorunları olması ve %21'inin depresyon yaşaması iş hayatındaki yoğunluk ve stresin önemli boyutlarda arttığına dikkat çekiyor... Hep lüzumsuz şeyler verecek değiliz ya... İşte The İnternational Stress Management Association Uk'nin (Uluslararası Stres Yönetimi Derneği) stresle başa çıkmakta zorlanan çalışanlar için önerilerinden birkaçı: * Sizi dinleyecek birini bulun... Gerekirse yardım alın... * Gün içinde belli aralıklarla mola verin... Özellikle işin yoğun olduğu zamanlarda bu araları aksatmamaya dikkat edin... * Sigara, alkol yada kahve gibi zararlı maddelerle kendinizi rahatlatmaya çalışmayın... * Hasta olduğunuz zaman, kendinizi hasta değilmiş gibi davranmak zorunda hissetmeyin... * Yorulduğunuz zaman dinlenin... Yeterince dinlenmek ve uyumaktan vazgeçmeyin Tebeşir Tozu... "Yüksek mevkiler, her eşyayı büyüten bazı camlar gibidir... Bu mevkilerde bütün kusurlar olduklarından daha büyük görünür..." (Fenelon) diyAlog (SKY TV'de ters yöne giren arabanın şoförü ile mahallenin gençleri arasında çıkan kavga haberi...) MUHABİR: Kavga ettiğiniz arabanın plakasını alabildiniz mi?... MAHALLELİ GENÇ: Arkadaşlar aldı da... Ne yazık ki ben alamadım... RAKAMLARLA KARTLAR (Türkiye; kredi kartı ekstrelerini alınca nasıl tepki veriyor?...) % 5: Üfff... Beşyüzseksen milyon muuu?... % 5: Hah... Geçen ayın macera bedeli geldi... % 5: Son ödeme tarihi ne zamanmış?... % 85: Hanııııım... Buraya gel çabuk... Sanatik kritik "Okan Bayülgen'le aramızdaki ilişki, banka ve müşterisi gibiydi... Ama o benim gibi birçok banka ile çalıştı... Dolayısı ile bendeki tüm kredisini de bitirmiş oldu..." (Deniz Seki) Politik kritik "Sosyal demokrat olmak, vatansever olmaya engel değil... Vatanını seviyor diye başka partiye oy veriyoruz... CHP olarak biz vatanımızı daha az mı seviyoruz?..." (Deniz Baykal) Sportik kritik "Türkiye Ligi'nin ikinci yarısında yaşadıklarım, bana Çavuşescu dönemindeki Romanya'yı hatırlattı... Neyse ki her dönem gibi o dönem de kapandı, kâbus bitti..." (Mircea Lucescu) Bizimkiler (Geçen haftanın olayları...) * "Askerde herkesin iki ünite fazlası kan verdim... Bakmayın zayıf olduğuma" deyip kan vermeye giden çaycı Ercan, hastane kapısında bayılarak hastane içine kaldırıldı... * Matbaadan Serdar, gittiği bir şirkette olay çıkardı... "Nerede su içebilirim" sorusuna hiçbir şirket personelinin cevap vermeyişine sinirlenen Serdar, sonunda adamlara bağırmış... Meğer şirkete gelen Alman montörlermiş... * İhlas 2004'teki turnuvada bizim takım Yazıişleri, geçen yılın şampiyonu Finans'a penaltılarla mağlup oldu... Turnuvanın "en centilmen maç sonrası" bu karşılaşmadan sonra yaşandı... * Turnuvada Ev Aletleri'ne yenilen Bina Yönetimi'nin golcüsü Serdar'ın maçtan sonra saç kurutma makinası ile sahadan ayrılması bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi... * Lotto'nun gazetelerarası turnuvasında ise Türkiye yarı finalde, kardeş grup Tekstil Teknik'le eşleşti... 24 takımdan ilk 3'e bizim takımlardan birinin kalacağı kesinleşti... Süper... Şifa Yemek Öğlen Menüsü; Ezogelin Çorba... Patlıcan Karnı Yarık... Soslu Makarna... Yoğurt... REKLAM Yerli dizilerin arasında reklam kirliliği yaşanıyormuş... Öyle bir boyuta gelmiş ki; bir dizinin süresi, dizide yer alan reklamların süresinden geriye düşmüş... En çok da "Kişisel bakım ürünleri" olan reklamlar yer alıyormuş... Kendimize baktığımız kadar, kendimize bir bakabilsek!... İtiraf Reyonu... (isim: yanlış adres... şehir: istanbul... yaş: 33...) 1996 yılı idi... Dört bekar arkadaşımla Fatih'te bir apartmanın dördüncü ve en son katında oturuyorduk... Bir akşam vakti Hamdi adında bir arkadaşım bize gelmişti... Evde ekmek yoktu, altımızdaki bakkaldan bir kaç tane ekmek aldım... Hava yağmurlu ve çok soğuk olduğu için hızlı bir şekilde ekmekleri alıp daire ziline bastım... Kapı açılır açılmaz içeri dalmamla çıkmam bir oldu... Karşımda orta yaşlı bir teyze duruyordu. Hemen "özür dilerim, yanlış daireye çıkmışım" dedim. Kadın birşeyler söylendi arkamdan. Meğer yanlışlıkla bizim bir alt kattaki komşumuzun dairesine çıkmışım... Aradan birkaç gün geçmişti... Yine bir akşam üzeri hızla merdiveleri çıkıp anahtarımla daire kapısını açmaya çalışıyordum. Anahtar kapıyı bir türlü açmıyordu... Dışarısı çok soğuk olduğundan bir an önce içeriye girmek için bir yandan kapıyı açmaya çalışıyor, bir yandan da kapıya vuruyordum. O anda dışarıda yanıbaşımda çok sert ve kızgın bir bayan sesiyle irkildiğimi hissettim... Bir de ne göreyim, daha üç-dört gün önce yanlış kapı çaldığım komşumuz bana "kapımızdan ne istiyorsun kardeşim, bela mısın nesin" diyordu... O mahcubiyetle yine kıpkırmızı olmuştum. Meğer yine yanlışlıkla aşağıdaki komşumuzun kapısına gitmişim... Daha sonraki günlerde komşumuz ve çocuklarıyla ne zaman apartmanda karşılaşsam bana bakıp kıs kıs güldüklerinde utancımdan kaçacak delik arıyordum... (osoztutan@tg.com.tr - itiraf edin, rezil edelim) Bugünün buluşu İlk kez anahtarı kaybedilen araba düzkontak yaparak çalıştırıldı... (05.06.1970) Temelin yeri Trafik polisi Temel, hız limiti 50 kilometre olan caddede sürücüyü durdurmuş; "-Hızlı gitmeniz bir yana yanlış yerde araba solladınız... Farlarınızdan biri yanmıyor... Lastikleriniz tamamen aşınmış... Size hayli kabarık bir ceza yazmak zorundayım... Adınız nedir?..." "Schtarthewisizeski Vocgefastrlongchinic" demiş yabancı sürücü... "Şeyy.." demiş Temel; "-Bu sefer geçin ama lütfen bir daha dikkatli olun...." *** Temel turistleri Karadeniz'in dağlarında gezdiriyormuş... Turistin biri: -Bizim orda dağa "Hans" diye bağırırsan dağdan on sefer "Hans... Hans ... Hans..." gelir... Temel: "-O da birşey mi, bak şimdi; 'Temeeeeeelllll..." Dağdan ses gelmiş; "-Hangisi... hangisi... hangisi.... hangisi..." *** Ressam Temel'le Dursun sergide bir tabloyu sergiliyormuş... Dursun "Şuna bak" demiş, "Güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış"... Temel düzeltmiş; "-İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır..." -Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?... "-Ressamı tanırım... Sabahları onbirden önce kalkmaz..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.