Türkler'in uyanıklığından bahsedilir ya hep... Hatta denir ki; "Bu işlere kafa yoracağımıza, ilime-bilime yorsak uzaydaydık şimdi"... Öyle midir gerçekten?... Hiç şüphem yok ki, öyledir... Bunun öyle olduğunu ortaya koyan yığınla olay vardır... Doğrudur yalandır bilinmez; (Doğruysa zaten doğrudur... Yalansa, bunun gibi yalanlar uydurmak da en az o kadar başarıdır) ... Gurbetçimizin biri emekli olduktan sonra Türkiye'ye dönmüş. Döndükten sonra imza atmayı bilmediği için bir belgeyi imzalayıp gönderiyormuş, emekli maaşı her ay hesabına yatıyormuş... Efendim adam ölmüş ama yakınları bunun parmağını kesip buzlukta saklayarak uzun yıllar maaş almaya devam etmiş... Kahramanımız sadece baş parmak olarak 50-60 yıl yaşayınca vaziyet anlaşılmış... Buna benzer efsaneler, elektrik veya su saatinde yapılan kişisel uyanıklıklar anlatılırken aktarılır... Ya da, "Şoför bilet atmamışım gibi bana baktı, ben de atmışım gibi ona baktım" türünden fıkralara gülünürken... ... Uyanıklığın bir adım ötesi sahtekarlığa giriyor, ama bizde bu sınır sürekli ileriye doğru çekiliyor... Öpücük yollamanın, sevgiyi ifade etmenin yığınla yolu varken, Serkül sakat elini kullandığı için gitti... "Türkiye'de işler böyle yürüyor"a inandırılarak müzik aletleri ile poz veren Aydan, cin olmadan adam çarpmaya "soyunduğu" için gitti... Sesi belki de hepsinden iyi olan Evren, kendine bir "hayat hikayesi" uydurmak zorunluluğu hissettiği için gitti... Barış çok bilmişliğinden ve Aydan'ın yolundan gittiği için gitti... Elena her geçen hafta "bizden biri" olmaktan, hatta sahnede bayrak açarak bizi geçmekten gitti... ...Ve Bayhan... Yaşanan, yakıştırılan, uydurulan, kafalarda senaryoya yön verici soru işaretleri bırakan öyküsünde açıklar verdiği için gitti... "Gıdım gıdım dram" koklattığı ve ezberlenen hayatına, "Bayhan-2"yi, "Bayhan-3"ü, "Bayhan-4"ü çekmek zorunda kaldığı için... Kısacası bizden olan hayatlarına, bizden olmayan "son"lar yazdıkları için gittiler...Biz uyanıkları seviyoruz... Ama bizden uyanık olmadıkları sürece...