Tamam... Bir-iki günlük bir serinlik sözkonusu ama, son bilmem kaç yılın en sıcak günleri devam edecek... Bugün vereceğim reçete, kavurucu sıcaklara önlem niteliğinde; ... -Diyelim dışarıdasınız ve başınız hafif dönmeye, gözleriniz kararmaya başladı... Hemen bir belediye binası bulun ve bahçesindeki küçük, süs için yapılmış havuza dalın... Akşam serinliği çökene kadar bıcı bıcı yapın... ... -Dondurma geçici bir soğukluk sağlar... Bunu değerlendirin... Çabuk bitmemesi için dudaklarınızdan taşacak şekilde yalayın... Dondurma bitince de dudaklarınızı yalarsınız... Daha olmadı, bir Arçelik bayisi bulun, Sırrı'nın klimalı posterine bakarak avucunuzu yalayın... ... -Bu havalarda yapacağınız sohbetler de önemli... Sıcak sohbetlerden kaçının... Yok asfaltta kapuska pişiyormuş, yok hayvanat bahçesinde maymunlara hortumla su tutuluyormuş, yok Gökhan Özen Jet-Ski ile açılmış da geri dönmemiş... (Genelde aranızda soğukluk olan insanlarla zaman geçirin...) ... -En zararlı şeylerden biri de reklam-tanıtım karışımı haberler... Sakın seyretmeyin... Kendi çapınızda serinlemenin yollarını arayın... (Başımı suyun altına sokup da geleyim, hanım mutfağın camını da aç da cereyan yapsın, şu gazeteyi versene yelpaze yapayım vs...) ... Çay harareti alır, doğrudur... Hele şöyle sahile yakın bir çay bahçesinde içer ve fincanına 8 milyonu verdiniz mi, serinlersiniz, rahatlarsınız, yolunmuş kuş gibi olursunuz... ... -Öğlen 12.00-13.00 arası, en tehlikeli saatlerdir... Bu saatler arasında E-5'e yakınsanız, yol kenarına yaklaşın ve arabaların rüzgarından istifade etmeye çalışın... Gerçi Türkiye'de aynı şansı sokak arasında da yakalayabilirsiniz ya... ... -Araba kullanırken, zaman zaman kafanızı camdan çıkararak serinleyebilirsiniz... Ama yok yok... Bu yazıyı karşı gönden gelenler de okuyabilir, sakatlık çıkmasın... İBİBİK Heykeltıraşları taşıyan otobüsü çevirmişler, BÜST ARAMASI yapmışlar... HHH Ne çevreci bir milletiz, Her afeti DOĞAL karşılıyoruz... HHH Ooo sendeki filmler benimkinin yanında DVD'DE KULAK kalır... HHH Vatandaş kemer sıka sıka bıktı, Can DAR-BOĞAZ'dan gelir... HHH Senin mutluluk dediğin Hüznü bir süreliğine ertelemektir... (İbrahim Ormancı Show) Asansör fobisi... "-Ben Söz Market'in acar muhabiri İbrahim Ormancı... Üstüme hiç vazife değilken oturdum fobilerimizi yazdım; H G.Sarylılar için kaleci Hayrettin'in tekrar kaleciliğe dönüp F.Bahçe karşısında oynaması... H Karadenizliler için, Yıldırım Akbulut'un tekrar başbakan olup, Karadeniz fıkralarının pabucunu dama atması... H Tayyip Erdoğan için, Şiir Antolojisi hazırlamaktır kanaatımca... H Yunanlılar için Reha Muhtar'ın Türkiye'deki programlarını bitirip, tekrar Atina'dan bildirmeye başlamasıdır. H Seda Sayan, M.Ali Erbil ve Gönül Yazar gibi güzide sanatçıların fobileri tekrar evlenememektir. H İsmail Türüt'ün fobisi asansörün stop etmesi ve Arto ile başbaşa kalmasıdır. H Reha Muhtar'ın korkusu reytinglerde nal toplamaktır. H Erman Toroğlu'nun korkusu bir ıssız adaya düştüğünde eleştirdiği faal hakemlerle başbaşa kalmakdır. H Bülent ve Rahşan Ecevit'in korkuları DSP'nin başından gitmeleridir. H Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın korkusu özelleştirecek bir kamu kuruluşu ya da satacak bir devlet arazisi bulamadığı gündür. H Mesut Yılmaz'ın korkusu uçakta yanına oturan kişinin Tansu Çiller olabilme ihtimalidir... H Vatandaşın fobisi hayat pahalılığından sıkacak bir kemer bulamamasıdır. Tarkan'ın ajandası... H Halk otobüsü, hastabakıcı kıyafeti ve fakir tıraşı sıradan bulundu... Eski şatafatlı imaja dönülecek... H "Klip çekiminde halk otobüsüne bilet attın mı" diye soran televole muhabiri, Okan Bayülgen'e havale edilecek... H "Uzun İnce Bir Yoldayım"ı söylemem türkücüleri ayaklandırdı... "Oynama Şıkıdım Şıkıdım"ı benden önce Aşık Veysel'in söylediği iddia edilecek... H Dudu çok dinlendikçe sevilecek bir şarkıydı... Mustafa Topaloğlu aradı, 80 kez dinledikten sonra yine bir şey anlamadığını söyledi, "Daha kaç kere dinlemem lazım" diye sordu... Hayret... Temel'in yeri... Doktor Temel'e gelen yeni hastalar, diğer doktorları şikayet etmişler; "Zatürreden tedavi ediyorlar, insanlar tifodan ölüyor" demişler... "-Siz hiç merak etmeyin" demiş Doktor Temel; "-Ben zatürreeden tedavi edersem. Mutlaka zatürreden ölürsünüz..." HHH Temel'in oğlu İstanbul'da çok para kazanmış, babasını davet etmiş... Alandan aldırmaya Mercedesiyle şoförünü göndermiş... Meraklı Temel, arabadaki her düğmeye basıyor ve soruyormuş... Sonunda öndeki amblemi sormuş, sıkılan şoför "Nişangah" demiş; "-Karşıdan karşıya geçen adamı nişanlıyorsun ve vuruyorsun" diye anlatmış... Ve bir adamın üstüne doğru sürmüş arabayı, direksiyonu kırıp adama vurmadan tam geçerken, bir çarpma sesi, adam yerde... Temel atılmış; "Ben ıskalayacağını tahmin ettim... Kapıyla tuttum onu..." HHH Temel'le Dursun Amerika'ya para kazanmaya gitmiş... Bir sürü yabani at görmüşler ve en iyi yolun bu atları ehlileştirmek olduğuna karar vermişler... Çaktırmadan birer ata binmişler, bunlar üstündeyken atlar kaçmaya başlamış... Dursun düşmüş, kanlar içinde kalmış... Temel son sürat giderken bağırmış; "-Sen düştün kurtuldun..."