Çılgın projelerle, meydan kalabalıklarıyla, ekran bülbülleriyle, atanlarıyla tutanlarıyla siyaset piyasasında işler tam gaz... Henüz, internete düşürülen videolar hariç, yeni dünyanın yeni araçları pek kullanılmıyor. Seçim kampanyaları eski usül, meydan ekran, mahalle esnaf, reklam flama tarzı götürülüyor. Bir fark şu ki, bu sıralar, birçok yayıncı kuruluş yurdun dört bir köşesinden canlı yayınlarla vatandaşa mikrofon ve kamera uzatır oldu. Meraklısı günde yüzlerce canlı yayını takiple, kamera ve mikrofonların gösterdiği kadarıyla halkın nabzını ölçebiliyor. Canlı yayında mikrofon kapma yarışının yaşandığı yeni bir piyasa doğdu. Partilerin, taraftarlarının ve sadık seçmenlerinin bu piyasayı ihmal etmemelerinde fayda var. İşi kavgaya, itiş-kakışa götürmeden, bu önemli fırsatları, birer "ambush marketing"e (Baskın Pazarlamaya) dönüştürmek mümkün. Yayıncılar, göstermelik de olsa, tarafsız davranmak durumundalar. Herkes buralarda söz hakkı bulabilir. Yeter ki, yeri, zamanı ve fırsatı kollanabilsin. Bu yayınların mahallî olarak da etkili olduğu, "kulaktan kulağa pazarlama" görevi gördüğü, yayın öncesi ve sonrası halkın aralarında bol bol konuştukları da unutulmamalı. Seçim piyasasında Twitter ve diğer sosyal mecralar da devrede. Ancak bunlar şimdilik medya mensupları, medya bülbülleri ve medya profesyonelleriyle sınırlı. Her işin bir piyasası olduğu gibi, her piyasa belli bir iş içindir. Hepimiz belli piyasaların ya hizmetçisi-tedarikçisi ya müşterisi ya da takipçisiyiz. Hayatı daha iyi yaşamak isteyen, piyasa değerini, piyasadaki performansını arttırmalı. Alıcısı bol, piyasası geniş olan daha değerli; arayanı soranı ve müşterisi olmayan ise sanki zâyîdir. Bu laflar, pazartesiden pazara taşınmamızın getirdiği "pazarların anlamı ne?" merakından çıktı. Piyasaların anlamı gibi, haftanın günlerinin durumu da kişiden kişiye değişiyor. Pazartesi ve Cuma işler yoğunken, insanlar Salı, Çarşamba ve Perşembe daha müsait olabiliyor. Peki ya pazarları? Karar sizin! Müsaitseniz bekleriz. > (Pazarola, pazar günleri yayınlanır.)