Bize ihsan edilen hesapsız nimetler dışında isteklerimize kavuşmanın, bir şeylere sahip olmanın dört temel yolu var. i. Silahla, güçle, ii. Ödünçle, borçla, iii. Yalvararak, acındırarak, iv. Ticaret, alışveriş yoluyla... Bunlar da iki şekilde yapılabiliyor: i. Kanuna kurala uygun olarak, ii. Kural kanun tanımadan... Bunları yaparken insanların önüne yine iki seçenek çıkıyor: i. İşini açıkça, adı belli olarak yapmak ii. Örtük olarak, çaktırmadan, gizlice ve ne yaptığını hissettirmeden yürütmek... Kullanmasını bilene her şey silah, her şey güç olabiliyor. İnternetten, telefona, gazeteden, televizyona... Ekonomiden lobiciliğe, kulüpçülükten dernekçiliğe... Altını olan kuralı koyar hesabı... Haramilik de şekil değiştirdi. Gücü gücü yetene... Ödünç-borç sadece kişiler arasında değil, nesiller, ülkeler, gruplar, firmalar arasında da türlü türlüsüyle hayatımızda... Ahali, olmayan parasıyla, krediyle, borçla, hak etmediği bir hayata ulaşmak peşinde. Gittiği, gidebildiği yere kadar... Bir de bedavacılar var. Terlemeden yorulmadan kazanmaya bakıyor. Yan gelip yatarım, devlet bize baksın diyorlar. Bu dördü arasında ticaret, alışveriş, bir iş yapıp, bir hizmet görüp para kazanmak, (yani pazarlama), isteklerimize kavuşmanın en temel, en açık, en adı belli ve büyük ölçüde kurallara bağlanmış yolu... Bunu bile, bir silah, bir borç, bir yalvarma şeklinde uygulayanlar var. Etraf, tilkilerle, "büyük pazarlamacı" geçinen firma ve kişilerle dolu. Halkın bir kısmı da, rızkını asıl kaynağında arıyor. Birilerine hizmet ederek, bir şeyler alıp-satarak, insanlar yoluyla kazansa da, mükafatı insanlardan beklemiyor. Alın terine, aldığının karşılığını vermeye titizleniyor. Az olsun çok olsun, gerçek kazancın asıl sahibinden geldiği şuuruyla, olup bitene aldırmadan, işiyle uğraşıp, huzur buluyor. Son yıllarda olup bitenler, kavgalar, davalar, toplumsal dönüşümler ve yeniden şekillenmeler, isteklere kavuşmanın geçmişteki kirli, gizli ve haksız yollarının temizlenmesiyle de ilgiliymiş gibi görünüyor. Pazarola'nın gözlüğüyle bakınca...