Ukrayna Krizi’nden bahsediyorum. Neredeyse saat başı Rusya işgali başladı başlayacak konuşmalarına şahit oluyoruz. Rusya iki yüz bine yakın askerini farklı cephelerden Ukrayna sınırlarına yığmış tatbikatlar yapıyor. ABD ve müttefiklerinden muhtemel bir Rusya işgaline karşı ağır yaptırımlar geleceği gün aşırı dillendiriliyor. Balkanlar’daki iç savaşları saymazsak Avrupa İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk defa kendi topraklarında ciddi bir krizle karşı karşıya geliyor. ABD ve Rusya gibi iki nükleer gücün ön planda olduğu ciddi bir gerginlik tırmanarak devam ediyor.
Her ne kadar taraflar krizin çözümü için diplomatik yolların açık olduğunu, müzakereye kapalı olmadıklarını beyan etseler de Ukrayna içindeki kriz bölgesi olan Donbass’dan çatışma haberleri geliyor. Taraflar her geçen gün kullanmak için ellerindeki imkânları sahaya sürüyorlar.
Diplomasiyle “güç politikası” birlikte yürütülüyor…
Taraflar hazırlıklarını yapsa da kimse savaş istemediğini, krizin çözümü için diplomasinin işlemesi gerektiğini söyleyerek “güvenlik garantileri”ni ileri sürüyorlar.
Krizin çözümü için herkes “güvenlik garantisi” istiyor
Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağının, NATO’nun daha fazla Rusya aleyhine genişlemeyeceğinin, komşu ülkelerin ağır silahlarla silahlandırılmayacağının, ABD tarafı kabul etmese de Soğuk Savaş sonu kendisine verilen sözlerin tutulmasının garantisini yazılı olarak istiyor. Bir anlamda güç unsurlarını sahaya sürerek, ABD ve NATO ile “Büyük Pazarlık"a oturmak, kendisine yeni bir konum edinmek ve bunu karşı tarafa kabul ettirmek istiyor.
Ukrayna, toprak ve ulusal bütünlüğünü korumak istiyor. Soğuk Savaş sonu SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsız olan Ukrayna, kendi topraklarında bulunan nükleer başlıkları “güvenlik garantileri” karşılığında vermişti. Daha sonra verilen “güvenlik garantileri”nin işlemediğini gördü. Ne Rusya Ukrayna üzerindeki baskılarından vazgeçti ne de muhtemel bir tehlikede Ukrayna’nın yanında olacaklarını söyleyenler sözünde durdu.
Nitekim 2014 yılında Rusya, Ukrayna’nın en önemli toprak parçalarından biri olan Karadeniz kıyısındaki Kırım’ı ilhak etti. Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçıların ağırlıklı olduğu Donetsk ve Lugansk ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Yakın tehlikeyi gören Ukrayna, NATO üyeliğini alarak kendini koruyacağını düşünüyordu. Fakat son gelişmeler Ukrayna’yı değiştirecek gibi gözüküyor. Rusya baskısı karşısında ABD ve NATO desteğini istediği gibi yanında bulamayan Ukrayna, yeni bir yola girecek gibi. Dün Abdulkadir Selvi’nin de belirttiği gibi “Biz NATO’ya girmek istemiyoruz. Ama bunun karşılığı olarak Rusya bizim güvenliğimizi garanti edecek yazılı güvence versin. Buna da şu, şu, şu ülkeler garantör olsun” diyerek Rusya işgalinden korunmak istiyor.
Yani nükleer başlıklar elinden alınırken verilen garantilerin boşa çıktığını fiilî olarak yaşayan Ukrayna, başka güçlerin oyun alanı olmak istemediğinden yeni güvenlik garantileriyle kendini koruma altına almak istiyor. Tabii kurulacak “güç dengesi” bozulup yenisi kurulana kadar.
ABD, Rusya’nın NATO’nun genişlemesine engel çıkarmamasını, eski SSCB ülkelerini baskı altına almaya çalışmamasını istiyor. Soğuk Savaş’ın İki Kutuplu Sistemi’nde olduğu gibi Rusya’ya yeni bir konum vermek istemiyor. Rusya ile yeni bir etki alanı paylaşım anlaşmasının olacağı “Büyük Pazarlık”a oturmayacağını belirtiyor.
AB’yi sormayın. Onlar bir araya gelip ne istediklerine, nasıl tavır alacaklarına bir türlü karar veremediler. Onlar, bir Moskova’ya bir Washington’a bakıyorlar. Daha çok Washington’a…
AB ülkelerinin durumu bir paragrafa sığmayacak kadar karışık. Yeni bir yazı konusu.
Bundan sonra Ukrayna merkezli yaşanan krizin nasıl gelişeceğini, nereye evrileceğini, ilgili tarafların talep ettikleri “güvenlik garantileri”nin karşılanıp karşılanmayacağını güç politikası mı diplomasi mi belirleyecek göreceğiz…