Dün, zamanın yanımızdan, üstümüzden ve içimizden bize bir şeyler vererek, bizden bir şeyler alarak geçip giden, sessiz sedasız, giderek daha gerilere çekilen zaman parçasıdır. Ve sahip çıktığımız kadarıyla bize aittir. Eğer o zaman parçasında mutlu olunmuşsa, bünyenize ve ruhunuza uygun bir dünya kurulmuşsa hep o dün'ü özlersiniz; o dün'de yaşamak istersiniz. Tabii ki bu gerçek bir yaşam olmaz. Olamaz. Üstelik, "Her şey geçicidir" hükmüyle ters düşer. Bazıları bunu kabullenemez. Dün'ün şartlarını tekrar oluşturma gayretine girerek dün'ü bugün'e taşımak isterler. Aslında yapmak istedikleri bugün'ü dün'e eş kılma nafile gayretinden başka bir şey değildir. Böylelikle hem insan gerçeğine,hem de tabiat yasalarına karşı çıkmış olurlar. Şimdi, dün tamamen kaybedilmiş bir zaman parçası mıdır diye sorabilirsiniz. Tabii ki, değildir. Dün'den bugün'e; bugün'den yarına sürekli olarak aktarılan; zamanın esintileri ve şartlarıyla sürekli olarak olgunlaşması, gittikçe sağlamlaşması, temelleşmesi gereken bir öz'ümüz vardır. O öz, varlığımızın gayesi ve anlamıdır ve asla kaybedilmemesi gerekir. Bilinçli ve bilinçsiz olarak olarak koruduğumuz temel gerçeğimizdir bu. Onun için birisi kalkıp da kayıtsızlık ve sorumsuzluk içinde "Dün, dündür, bugün, bugündür" gibi yuvarlak bir laf etse; dün'ün hafifsenmiş olduğu algısıyla şaşırır ve gocunuruz. "Geçmişe mazi derler" sözü de yine aynı hafifseme anlamında kullanılırsa kendimizi boşlukta sallanıyor gibi hissederiz. Ama "Kökü, mazide olan atiyiz" dendiğinde doğru bir zaman seyri içinde, doğru bir tutumla ilerlediğimiz düşüncesinin verdiği özgüvenle şöyle bir dikleşiriz. Kök, beslendiğimiz; başlangıçtan beri edinilegelen ortak tecrübelerin, ortak hafızanın ve ortak vicdanın kaynağıdır. Öz ise; zaman seyri içinde hep geliştirmek, yenilemek, parlatmak zorunda olduğumuz cevherimiz. Durup dururken neden mi böyle felsefi konulara girdim? Istırabımızın temelinde genelde dün'ü tanımamak, bugün'ü anlayamamak yatıyor da ondan. Tanımak ve anlamak... Keşke her şeye bu ana temelden başlasak... O zaman arada sıkışıp kalmalarımız, çatışmalarımız, çözülüp dağılmalarımız, güvensizliklerimiz, sevgisizliklerimiz, korkularımız olur mu dersiniz? Bence olmaz.