2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Başkanlığı ve Kültür AŞ. tarafından tertiplenen çok önemli bir etkinlik; Uluslararası İstanbul Şiir Festivali, 13 Mayıs tarihinde başlatıldı. 17 Mayısa kadar İstanbul'un tarihî ve kültürel mekanlarında birçok dilde gerçekleştirilecek olan bu etkinlik; şiirin, insanlar ve kültürler arasında kurulacak derin ve anlamlı bir bağ olduğunu kanıtlayacak. Dünyanın önemli kentlerinde örnekleri yapılan böyle bir festivali (biraz geç kalınmış da olsa) ülkemizde de gerçekleştirdikleri için ilgili kurum yöneticilerini ve ekibini kutluyorum. Büyük umutlarla girdiğimiz 21. Yüzyılda dünyanın hali malum... Öncelikli olarak sermayenin dolaşımına ağırlık vererek, insani boyutu ihmal eden küreselleşme, toplumlara bekledikleri refahı sağlayamadığı gibi; güç odaklarının uygulamaya geçirmeye çalıştıkları sinsi planlarla yeni çatışmalara, ayrımcılıklara ve kaosa sebep olmuştur. Otomatikleşen toplum mekanizmalarında insan, insani duygularından, hayallerinden, umutlarından kopma noktasına varmış; âdeta sistemin mekanik bir parçası haline gelmiştir. Yürekler soğumuş, diller anlaşmaya yetmez olmuştur. Esasen; bütün sindirmelere, baskılara rağmen özgürlük âlemi olan içimizde şiir duygusunu canlandırmak, manamızı idrak etme, yüreğimizin derinliklerine itilmiş sevgiyi, şefkati, merhameti ortaya çıkarma, dili gerçek bir anlaşma aracı haline getirme açısından çok ama çok önemli ve de gerekli bir karşı atılımdır. Bu atılımın uluslararası yapılmasını ve devam ettirilmesini ben şahsen, dünyanın uyanışı olarak değerlendiriyorum. Her ne kadar hızlı hayat şartlarından, trafik keşmekeşinden fark edemiyorsak da İstanbul'un kendisi şiirdir. Bir gece vakti, ortalıktan el ayak çekilip de Orhan Veli misali gözlerinizi kapayıp dinlediğinizde, İstanbul'un o esrarlı şiir fısıltılarını duyabilirsiniz... Geçtiğimiz perşembe günü Emirgan Korusunun havuz başında, tabiattaki uyanışı olanca haşmetiyle aksettiren bir ortamda, ülkemizin ve diğer ülkelerin şairlerini dinlerken, İstanbul'un kendine özgü lisanıyla bu şiirlere iştirak ettiğini hissettim. Hiç kimse, hiçbir şey yabancı gelmedi bana... Ortak bir yürek oluşmuştu. İçtiğim çay da, çayların en güzeliydi... İki film: ALEKSANDRA Torununu görmek amacıyla Çeçenistan'daki Rus askerî üssüne gelen yaşlı bir kadının gözüyle savaşın acı gerçeklerini ortaya seren ve yüreğe hitap eden bir film. TEHLİKELİ OYUN Öğrencilerine faşizmi uygulamalı olarak anlatmaya çalışan bir öğretmenin, havai ve sorumsuz öğrencileri kısa zamanda nasıl bir faşist dalgaya kaptırdığını ustalıkla anlatan bu filmi başta eğitimciler olmak üzere gençlerin seyretmesini tavsiye ederim.