AB yolunda Türkçe

A -
A +

Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg'daki açılış konuşmasında Türkçe konuşarak artık AB ülkelerinin Türkçe'ye alışmaları konusunda çok önemli ve anlamlı bir imada bulundu. İyi de, hangi Türkçe? Yarı aydın Avrupa sevdalılarının bol yabancı kelimeli, melez Türkçe'si mi? Türkçe kelimelerin azınlıkta kaldığı tabela Türkçe'si mi? Türk insanının yalan, yalan; kör topal kullandığı çarpık, kısır ve özensiz günlük Türkçe mi? Anlaşılan o ki, her alanda bizi ıslaha, derlenip toparlanmaya zorlayan AB, dilimize karşı da sorumluluk duyup gereklerini yapmaya zorlayacak! Dillerin de bir kaderi var. Galiba Türkçe'ninki hep ihmal, ihanet ve yalnızlık... Oysa layık olduğu şekilde sahip çıkılsa, işlense, derinliğine dalınsa dünyanın en güzel ve zevkli dillerinden biri olduğu ortaya çıkacak. Klasik Doğu Edebiyatında Farsça'nın pek gözde olduğu, şairlerimizin bu dilde şiirler söylemek için yarıştığı XV. asırda Türkçe söylemeyi savunan Ali Şir Nevai, Türkçe'nin derinliğindeki güzelliği bakınız nasıl anlatıyor: "Bu âlemin (Türkçe'nin) gül bahçelerine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik, el değmedik daha neler neler vardı... Ama bu mahzenin yılanı kan dökücü ve bu güllerin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki, demek bizim Türk şairleri, bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçe'yi bırakıp gitmişler... Ben, Türkçe'nin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayalimin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden nihayetsiz kıymetli taşlar, laller, inciler aldı; gönlüm, bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinden uçsuz, bucaksız güzel kokular kokladı..." Öte yandan, XVI. asırda, şüphesiz dünyanın en büyük şairlerinden olan Fuzuli'nin, Arapça ve Farsça'yla çok güzel eserler yazıldığı bir devirde Allah'a şöyle bir yakarışta bulunması, onun Türkçe'ye nasıl gönül verdiğini anlatması bakımından çok anlamlıdır: "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Allah'ım! Sen, Arap milletini dünyanın en fasih konuşan milleti yaptın. Acem fasihlerinin ise sözlerini İsa nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın. Ben, Türk'üm; Türk diliyle yazmak istiyorum. Benden iltifatını esirgeme!" Allah'ın inayetiyle, soyumun dili dediği Türkçe ile Türk Edebiyatına eşsiz bir Leyla ve Mecnun eseri kazandıran Fuzuli, Türkçe kullamakta kararlılığını ve Türkçe'nin ihmal edildiği bir dönemde çektiği zorlukları da şu sözlerle ifade ediyor: "Fars diliyle, Türkçe'den daha çok şiir söylenmiştir. Bunun sebebi Türk diliyle şiir söylemenin çok güç olmasıdır. Fakat Allah yardım ederse ben bu güçlüğü yener, kolaylaştırırım. İlkbahar geldiği zaman, nasıl dikenden gül yaprağı belirirse ben de diken gibi sert sanılan Türkçe ile gül yaprağı gibi ince şiirler söyleyeceğim..." Söze hangi Tükçe diye başladık ya; esasen bizde olmayan, daha doğrusu kaybettiğimiz şey Türkçe'nin ruhu ve sevdası. Temennimiz, bu ruhun ve büyük şairlerin Türkçe sevdalarının bugünün gençlerine aşılanması; toplumun dil zaafiyetinden kurtulması... Türkçe'yi önce kendimiz sevelim; onu dikenlerinden, ayrık otlarından kurtararak en doğru, en güzel şekilde kullanmağa çalışalım ki, AB ülkeleri arasında kabul ve itibar görsün. ..... Özür: Yayınevinden kaynaklanan bir aksama yüzünden Tüyap Kitap Fuarında (daha önce duyurusunu yaptığım) Bir Sepet Kiraz isimli kitabımı imzalamayı gerçekleştiremedim. Sevgili okuyucularımdan özür diliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.