Türkiye'deki aydın portrelerinin soğukluğu ve iç karartıcılığı yirmibeş yıldır Amerika'da yaşayan, her yılın 7-8 ayını Türkiye'de geçiren; çok ilgi çekici seminerler hazırlayan psikolog Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu'nu da bezdirmiş olacak ki, geçtiğimiz hafta Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir mülakatta bizi biz yapan değerlerden soyutlanmış, halktan uzaklaşmış aydın kesimi için: "Türk aydınları bencil, vicdansız ve sömürücü" diyor ve şu ilgi çekici tesbitte bulunuyor: "İçselleştirilmiş değerin bizdeki adı vicdandır. Okumuşunda vicdan yok. Bizdeki aydının aldığı müfredat malumata yöneliktir. Beynin sol yarım küresine yönelik bir eğitim alır. Toplumda en güçlüler vicdansızlar. Neden böyle bir durum oluşturuldu? Biz, din baskısından kurtulmak ve laik düzene geçmek isteyen bir düşünce içindeyiz. Bu nedenle eğitimciler değerleri hep din kaynaklı gördüler. Dinden kurtulmak için değerleri işin içine almadılar. Çok büyük bir hataydı. Çünkü değerler din kaynaklı olabildiği gibi tamamiyle yaşamdan gelen, yaşam felsefesinden gelen kaynaklardır. Toplumun olduğu her yerde değerlerin olması lazım. Vicdanın hakim olmadığı toplumda insanların birbirine güven duyması mümkün değil. Yasalarla vicdan olmaz. Güvenin oluşmadığı bir ülkede de ekonomik refahı uzun süre ayakta tutmak mümkün değil. Bunlar artık konuşulmalı, insanlar düşünmeli. Açık seçik şunu söylüyorum, Türk kültürü hasta. Su hastaysa eninde sonunda balık da hasta olur. Balık hasta diye sürekli balıklarda kabahat bulma bilgece bir tavır değil. Suya bak!" Geçtiğim Çarşamba akşamı Türk Edebiyatı Vakfı'nda tertiplenen "Ahmet Kabaklı Hocayı Anma" toplantısında hep Cüceloğlu'nun teşhisleri bağlamında Kabaklı Hoca'yı aydın ve bilge kişiliğiyle düşündüm. O, Cüceloğlu'nun işaret ettiği şekilde 'su'ya bakan, bir milleti ayakta tutan özsuyun berraklaştırılması konusunda bitmez tükenmez fikir mücadelesi veren seçkin bir kişiydi. O, güleryüzlüydü. Halkın her kesimine yakındı. Ses tonunun etkisiyle sert olarak algılanan konuşmalarında bile vicdanın, dünyaya aslında dava için değil, sevgi için gelmişliğin yankıları vardı. O, milleti millet yapan değerler manzumesine, uğrunda ölünesi bir sevgiliye sahip çıkar gibi sahip çıktı. Kimseyi sömürmedi, tafralanmadı. Asla menfaatini düşünmedi. Kaypaklık etmedi, zikzak çizmedi. Genç yeteneklere yardımcı oldu, yola çıkmışlara can evinden ışık tuttu. Kimseyi dışlamadı. O, ülkesi ve insanı için çile çeken, yorulan, kaygılanan gerçek bir Türk aydınıydı! Nedense medyada bir tek anma programı yoktu. Bu vefasızlık, aslında toplumun kendi kendine ihaneti. Ama ne yaparsınız, su hasta. Balıklar da öyle...