İnsan hayatında öyle durumlar vardır ki, kişi akıl ve duygular arasında bocalar durur, hangisinin peşinden gitsem; hangisine göre karar versem diye bocalar durur. Böyle durumlarda ben, Yunus Emre'nin: "Akıl denilen ulu kişidir/Medet etmek sana onun işidir" öğüdüne uyarak aklın yolunu seçmeye çalışırım. Bakınız Hz. Mevlana'da akla riayetin en doğru yol olduğundan bahisle bu konuda şöyle der: "Akıl, insanın vücudunda emir gibidir. Mademki vücut riayetleri ona bağlıdır, o halde bütün işler yolunda gidecektir. Fakat eğer ona itaat etmezlerse hepsi bozulur. Görmüyor musun ki sarhoşluk başa vurunca bu elden, ayaktan ve vücut riayetlerinden ne yolsuzluklar meydana geliyor ve ertesi gün ayıldığı, kendine geldiği zaman; "Ah ben ne yaptım, neye vurdum; niçin küfrettim?" diyor. Binaenaleyh önderi olan ve köylüleri o öndere uyan, bağlı bulunan köyün işleri her zaman yolunda gider. Akıl da, ahali kendi emri altında bulunduğu zaman onların işlerini düzeltmeğe çalışır. Mesela: "Gideyim" diye düşündüğü zaman, ayak emrinde olmalıdır ki gidebilsin; yoksa gitmeyi düşünmez. Böylece akıl vücutta emir olup diğer varlıklar ki bunlar halktır, hepsi kendi akıllarına, bilgilerine, görüş ve bilişlerine rağmen, o veliye nispetle sırf vücut sayılırlar. Eğer halk akla itaat etmezse onların durumu daima perişanlık ve pişmanlık içindedir. Gerektiği gibi muti olurlarsa, onun her yaptığına itaat eder, kendi akıllarına başvurmazlar. Çünkü belki kendi akıllarıyla onu anlayamazlar. İşte bunun için ona baş eğmeleri gerekir." *** Sabahları açtığınız gazetelerde veya TV kanallarındaki haberlere bakınız. Cinayetler, cinnet olayları, kavgalar, savaşlar, toplu ölümler, bitip tükenmez siyasi çatışmalar, yolsuzluklar, kazalar, türban kavgaları, sahte şöhretlerin bitip tükenmeyen aşk ilişkileri, intiharlar, gasplar, abuk sabuk yarışmalar, tecavüzler, ayyuka çıkan aldatmalar, sarhoşluklar, uyuşturucu müptelalığı... Bu tür haberlerden geçemezsiniz. Nedir bu?... Toplu bir cinnet hali mi? Aklımızı mı kaçırdık? Yoksa "Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" tavrına kayıtsız şartsız teslim mi olduk? Yaşadığımız çağ sözüm ona bilgi çağı... Canım efendim, aklı kullanmadıkça bilgi ne işe yarar? Ham bir depolama olayından öteye geçebilir mi? Allah'ın bahşettiği en büyük nimet akıl... Ama o aklı hayra kullanmak marifet... O aklı vicdanla birleştirmek; dolayısıyla sevgi, şefkat ve merhamete ulaşmak hüner... Bakınız çevrenize, bakınız dünyayı yönetme sevdasında olanlara... Kim gösterebiliyor bu hüneri? Kim gerçek selametin, gerçek yükselişin ve mutluluğun başkalarını düşünmek, kollamak ve mutlu etmekle elde edilebileceğine inanıyor? Teknolojinin ilerlemesine bakıp gerçekten ilerlediğimiz hükmüne varmayalım. Asıl ilerleme "insan" olduğumuzun bilincine varmakla mümkün. *** Hrant Dink'e yapılan suikast sırasında da akıllar karıştı. Bir kısım popüler gazete yazarları, olayı milliyetçilere bağladılar; sert açıklamalarda bulunarak milliyetçiliği ülkesine bağlılık ve savunma olarak kabul eden, menfur cinayetten büyük üzüntü duyan halkın duygularını rencide ettiler. Küreselleşen dünyada karanlık olayların analizlerini yaparken bakış açısını geniş tutmak, olayları küresel gerçeklerden hareketle analizler yapmak aklın gereği... Mademki ayrımcılığı reddediyoruz; o halde "Hepimiz Ermeniyiz" diye etnik pankart açmak da nesi? Hepimiz insanız!... İnsan! Yeter ki bunun bilincinde olalım!