Bizim bilgisayarsız, televizyonsuz, cep telefonsuz geçen gençlik yıllarımızın en güzel tarafı; okumak, düşünmek ve muhayyilemizi zenginleştirmek için bol bol zamanımızın olmasıydı. Tolstoy'un Rus ve dünya edebiyatının şaheserlerinden sayılan Anna Karenina isimli romanını ilk gençlik yıllarımda okudum. Devrim öncesi Rus toplumunu ve aristokrasisini Anna Karenina'nın yasak aşkı çerçevesinde çarpıcı karakterler, çok ilgi çekici tahliller ve detaylı gözlemlerle erişilmez bir ustalıkla anlatıyordu. Öğrencilik yıllarımdan beri oynanan eserlerini takip etmeye çalıştığım Kenter Tiyatrosu, bu defa Helen Edmundson'ın romandan uyarlayarak metnini yazdığı, Cevat Çapan'ın çevirisini yaptığı Anna Karenina oyununu Türk Tiyatro seyircisine sunuyor. 1992 yılında İngiltere'de sahnelendiğinde Time Out dergisi tarafından " Yılın Olağanüstü Tiyatro Olayı" olarak ilan edilen oyunu geçen akşam Levent'teki İş-Sanat Tiyatrosunda seyrettim. Modern sahne teknikleri kullanılarak, diyalog ağırlıklı yürütülen oyun, oyuncularının onca gayretine rağmen beni hayal kırıklığına uğrattı. Benzer hayal kırıklığını yıllar önce seyrettiğim Anna Karenina filminde de duymuştum. Bunun uyarlama metinleriyle ve oyuncularla ilgisi yok. Bütün ruhunu ve muhayyilesini teslim ederek okuyan bir edebiyat meraklısı olarak okuduğum roman, muhayyilemde öylesine ihtişam izleri bırakmış ki, bu izleri oyunlarda bulamıyorum. Bu yüzden büyük eserlerin tiyatroya veya sinemaya uyarlanmasına her zaman karşı olmuşumdur. Oyun, ancak romanını okumayanların ilgisini çekebilir. Romanı okuyacak vaktiniz yoksa (nerede sahneleniyorsa) gidin, seyredin derim. Ancak, romanını okumamanın büyük bir kayıp olduğunu da hatırlatırım. Beethoven Sinema dünyası son zamanlarda büyük bir canlılık arz ediyor. Birbirinden çarpıcı gösterime giren filmleri takipte zorlanıyorsunuz. Şu sıralarda gösterime girecek olan Beethoven, beni çok etkileyen filmlerin başında geliyor. Beethoven, Mozart'tan sonra dünyada kendisinden en çok bahsedilen Alman dahi bestekâr. Film, Beethoven'ın olgunluk çağlarında, sağırlığının olanca sıkıntısını çektiği dönemde 9. Senfoniyi hazırlarken içine düştüğü bunalımları, bu arada kendisine yardımcı olan öğrencisi bir kızla olan insani ilişkilerini anlatıyor. Film boyu süren Beethoven müziğinin eşliğinde bestekârın müziğin tarifini ve kaynağını yorumlayan sözleri senaryonun en etkileyici kısmı: "Müziğin kaynağı içimizdeki derin sessizliktir."