Geçen yazımda "kuş olup uçsam" demiştim ya, bu isteğimi bir şekilde gerçekleştirdim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı değerli dostum Menderes Türel'in 16 Kasım'da başlayan Antalya 8. Piyano Festivaline daveti üzerine kuş olup üç günlüğüne Antalya'ya, müziğin diyarına uçtum. İki güzel konsere gittim. Piyano dendiği zaman aklıma nedense üç şey gelir; Chopin ve (romantik düşler etkisiyle olacak) Mallorka adaları, gençlik yıllarımda dinlediğim (piyano eşliğinde söylenen) Neveser Kökteş şarkıları ve piyanoyla icra elen saz eserleri... Herkesin de kabul ettiği gibi Antalya, sadece bir turizm şehri değil artık; aynı zamanda uluslararası kültür ve sanat merkezi. Türel'in dediğine göre; bu yıl, gelişen Türkiye ve Rusya ilişkileri dolayısıyla Türkiye'de "Rusya yılı" olarak kutlanmakta. Bu yüzden festivalde ağırlık Şef Vladimir Spivakof ve Moskova virtüözlerine verilmiş. Festivalin sanat yönetmenliğini Fazıl Say üstlenmiş. Say, festivale ayrıca eğitim boyutu da katmış; eğitici kurslar düzenlemiş. Festivale gelen ünlü piyanistler, festival süresi boyunca bu kurslarda gençlere ders vermişler. Gönül, tam bir müzik şöleni olan festivalin bütün konserlerini dinlemek isterdi ama yakın bir zamanda kaybettiğim candan aziz ablamla her yıl geldiğimiz Antalya'da birlikte yaşadığımız o kadar çok anımız var ki, bu güzelim şehirde bir kanadı kırılmış kuş gibi hissettim kendimi. Dolayısıyla fazla kalamadım. Gelelim izlediğim iki konsere... Bakülü Aziza Mustafa Zadeh'den bir arkadaşım daha önce övgüyle bahsetmişti. Caz'ın Prensesi olarak tanınan, tavırları ve sahne performansıyla gerçekten zarif bir prenses havası taşıyan, Amerika'da ve Avrupa'da çeşitli ödüller kazanan Aziza'nın müziği, caz müziği ile Uzak Doğu halk müziklerinden klasik batı müziği tarzında çalınmasının bir karışımı... İnanılmaz bir ustalıkla çaldığı piyanonun yanı sıra, caz stilinde söylediği Azeri şarkılarıyla dinleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Beni de öylesine büyüledi ki bir tek bu konser için Antalya'ya gelmeye değermiş diye düşündüm. Mevlana Yılı Özel Konseri olarak takdim edilen ikinci konser, Bach, Mevlana Simyacı adını taşıyordu. Piyanoda Christopher Hintherhuber, Tuluğ Tırpan, ney'de Burcu Sönmez ve soprano Ayşen Zülfikar, Doğu Kültürünün ölümsüz simgesi Mevlana ile Batı kültürünün sembolü Bach'ın etkileşimlerini seslendirdiler. Kariyerleri birbirinden parlak olan bu genç sanatçılar içinde beni en çok etkileyen soprano Ayşen Zülfikar oldu. Müzik Eğitimini İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Milano Giuseppe Verdi Konservatuvarında tamamlayan ve yurt dışında birçok ödüller alan Ayşen Zülfikar, sesi, yorumu ve sahne performansıyla çok parlak bir gelecek vaat ediyor. İnsan böylesine yetenekli gençleri görünce dünya ve insan için umutlanıyor. Teşekkürler hepsine ve festivali düzenleyenlere...