Psikoterapist Hugh Wilbourn ve hipnotizmacı Paul McKenna oturmuşlar, umutsuz aşktan kurtulma yollarını anlatan Kırık Kalp Nasıl Tamir Edilir (How to Mend a Broken Hart) isimli bir kitap yazmışlar. Şimdilerde aşk yarası alan genç bayanlar birbirlerine tavsiye ediyorlar. Okuyucularım arasında kırık kalple dolaşanlar da neler yapılmalıymış gibi bir derin meraka kapılabilirler... Hemen kitaptaki tavsiyelerden birkaç öneri özetleyeyim: Sizi terkeden aşığınızın yokluğuna fikren alışacaksınız. Gerçek aşkın ayrıldığınız kişiye mutluluk dilemek olduğunu kabulleneceksiniz. Yaşantınızda değişiklikler yapıp sosyal aktivitelere katılacaksınız. Ayrılığı bir felaket değil, yeni deneyimlerin ve fırsatların başlangıcı olarak göreceksiniz. Sizi terkeden aşığınızın hayalini ve anılarını muhayyilenizde küçülte küçülte yok edeceksiniz. Yeni ilişkiler için standartları yüksek tutacaksınız vs... Bunları uygulamak olur mu olmaz mı, kolay mı zor mu; hoşunuza gider mi gitmez mi, bilemem. Modern hayatta, bazılarının iddia ettıği şekilde beyinde kimyasal bir oluşum veya elektrik etkileşimi olarak kabul edilen, bencil ve maddeci yaklaşımla sadece "ilişki"sözcüğüne sığdırılmağa çalışılan aşktan kurtuluş için çıkar ve yaklaşım hedeflerinin yönünü değiştirmek (yalın ifadeyle daha iyisini bulmak) şok çarelerin başında geliyor ve çok garip de görünmüyor. Hatta bizim hiç de yabancısı olmadığımız "elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi" hafifliğine yakın duruyor. Sınırsız bir varlık olan insana sınırlı bir tarif ve reçeteler sunmak, tek tip, düz insan modeli oluşturma hedefine uygun sun'i çabalar gibi geliyor bana. Hele aşk gibi akla, hayale, kelimelere ve zamana sığmayan bir deruni olay söz konusuysa... durup durup düşünmek gerekiyor. McKenna'nın öğütlerine uygun biçimde davranıp da "çivi çiviyi söker" düz mantığıyla haftada bir sevgili değiştiren, her türlü sosyal aktivite (!) içinde olan, yeni bulduğu sevgili eskisine nispetle standartlarına daha uygun çıkan (sözüm ona) manken taifesi bile, mehtaplı geceler romantizmine kapıldığında nerde o eski aşklar hüznünün dalgalanışlarında, ilişkiyi askıya almaların arefesinde niye iç çeker? Çölün muhteşem şairi Fuzuli'nin ölümsüz aşk kahramanı, kırgın kalpler sultanı Mecnun'un, kendisine aşk belasından kurtulması için dua etmesini söyleyen dostlarının tavsiyesine uyarak Kabe'ye gittiğinde inadına: Ya Rab! Bela-yı aşk ile kıl aşna beni/Bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni (Allahım, beni aşk derdiyle dost kıl; bir an aşk bile aşk belasından beni ayırma) yakarışının ardındaki sır nedir? Buna acı çekmekten zevk alma hali deyip geçebilir misiniz? 21. yüzyılın duygu çıkmazlarında "ilişki" zincirine vurulduğu sanılan aşk, aslında insanoğlunu terketmiştir. İnsanoğlunun aşksız, sevgisiz sefil durumunu varın Yunus'un ölümsüz dizeleri ışığında tahlil etmeğe çalışın: Dinleyin ey yarenler aşk bir güneşe benzer/Aşkı olmayan kişi misal-i taşa benzer/Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter/Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer...