Son yıllarda, olur olmaz mekânlarda sema gösterilerinin bir dans gösterisi şeklinde yapılması herkesi rahatsız eder olmuştu. Oysa sema, tasavvufta bir vecd halidir. Mevlana, Fihi-Mafih isimli eserinde sema hakkında şunları söyler: "Şu çer çöpe benzeyen dünyada dünya ehli de oynar durur; bunu da sema zanneder. Oysa ki sema, buluşma cennetinden gönüle vuran bir ışıktır. Sema'ı bazı bilginler men etmişlerdir, bazıları caiz görmüşlerdir. Her ikisi de doğrudur. Nefse uyan kişilerin; kibirle, gafletle sema'a kalkanların ahiret hallerinden haberi yoktur. Onların sema'ı boşuna bir iştir, bir oyundan ibarettir. Onlar, yaptıklarıyla azaba uğrayanların ta kendisidirler. Şeyhlerin semaı'na gelince, bunlar boş şeylerden, oyunlardan tertemizdir." Bu hafta gösterime giren Mevlana Celaleddin-i Rumi-Aşkın Dansı belgeselini seyretmeye giderken "Aşkın Dansı" başlığının kullanılması sebebiyle biraz kaygılıydım. Belgeseli seyredince bu kaygımda haklı olduğumu anladım. Belgeselin yönetmenliğini ve metin yazarlığını yapan genç yönetmen Kürşat Kızbaz, Mevlana'nın özünü anlamaktan çok kabuk ve kitabi bilgilerle yola çıkmıştı. Mevlana'yı bir hümanist olarak takdim ediyordu. Oysa hümanizm, insanın kendi güçleriyle huzur ve dirliğe kavuşabileceğini ileri süren bir anlayıştır ki, insanın tanrının gücü ve imanla huzur ve dirliğe kavuşabileceğini iddia eden bütün dinlere karşıttır. Mevlana, bir mutasavvıftır. Allah aşkı vasıtasıyla hakikat nuruna erişen bir tasavvuf ehlidir. Bunu belgeselde yabancı konuşmacılar da açıkça beyan etmişlerdir. Tekrarların üst üste yapıldığı belgeselde oyuncular sadece konu mankeni olarak kullanılmış, kısa dramalarla olayın yürütülmesi yoluna gidilmemiş. Bu yüzden bazı güzel kareler ve geçişler de havada kalmış. Cehalet sebebiyle bazı kişilerce dedikodulara sebep olan Mevlana-Şems dostluğu, bu dedikodulara çanak tutacak şekilde saniyeler süren göz göze bakışmalarla verilmiştir ki, insana ister istemez Leyla aşkıyla ilahi aşka yönelen Mecnun'u hatıra getirmektedir. Oysa Şems, Mevlana'nın özünü ortaya çıkaran bir velidir. Netice olarak Mevlana'yı dünyaya tanıtmak için hazırlanan belgesel, bu büyük değeri kendi toplumuna bile tam manasıyla tanıtmaktan uzak, kaçırılmış bir fırsattır. Mevlana'nın filmini de yapmaya hazırlandığını bir gazeteye verdiği mülakattan öğrendiğim Kürşat Kızbaz'ın böyle sorumluluğu ağır bir çalışmaya başlamadan önce çok araştırma yapmasını, Mevlana'nın bütün eserlerini sindirerek okumasını, uzman kişilerden oluşacak bir ekiple senaryo çalışması yapmasını tavsiye ederim.