Attila İllhan'ı ölümünden birkaç gün önce TRT 2 kanalında seyrettim. Batının Türkiye üzerindeki oyunlarından bahsediyordu. Küçük kağıtlara yazdığı notlarından örnekler okuyarak düşünce ve yorumlarını sistemli bir şekilde anlatıyordu. Onu hayranlıkla dinlerken bir yandan yorgun yüzüne, ensesinden sarkan beyaz saçlarına bakıp: "Yaşlandı ama maşallah ne kadar sağlıklı bir beyni var" diye düşünmüş, içimden "Böyle değerli insanlara ne kadar ihtiyacımız var. Allah uzun ömürler versin!"diye dua etmiştim. Talihin garip cilvesi işte! Birkaç gün sonra eve geldiğimde ablam, "Attila İlhan ölmüş!" deyince kalakaldım. Sanki içimden bir tel kopmuştu. Bir eziklik, bir hüzün... Her şeyin gelip geçiciliğini, ölümün hayatın tek gerçeği oluşunu bir kere daha idrakin oluşturduğu bir boşluk duygusu... Bir temelin daha yıkıldığını hissetmenin burukluğu... Buna benzer duyguları kültür ve sanat dünyasına ait herkes çeşitli boyutlarda yaşıyor olmali ki basında sürekli onunla ilgili yazılar çıkıyor, TV kanallarında programlar yapılıyor. O, herkesi kucaklayan, geniş ufuklu, dost gönüllü, bir derin insandı... Onun için herkesin onun hakkında söylemek istediği bir şeyler var. NTV kanalındaki bir programda Selim İleri ve Buket Uzuner, yazarlıklarını onun ilgi ve teşvikleriyle geliştirdikleri söyleyip bu değerli kültür ve sanat adamı hakkında çok güzel şeyler söylediler. Ne yazık ki, ilk gençlik yıllarımda Bilgi Yayınevinde bir kere görüşme fırsatı bulduğum Attila İlhan'la (çekingen mizaçlı olduğum için) devamlı görüşmeyi sürdürüp de onun derin kültüründen yararlanamadım. Oysa yazıya başladığım o sıralarda teşvike ve bir yol göstericiye ne kadar ihtiyacım vardı! Çekingenliğimin sebebi umduğum ilgiyi görememek korkusundan olacaktı. Türkolojide öğrenciydim. Bir roman yazmış, bunu hocam Prof. Mehmet Kaplan'dan okumasını rica etmiştim. Uzun süre heyecanla bekledim. Ama işlerinin yoğunluğundan olacak hocam, bunu okumağa bir türlü vakit bulamadı. Ondan sonra ben de çalışmalarımı kimseye gösterme cesareti gösteremedim. Bu yüzden Selim İleri ve Buket Uzuner, Attila İlhan için: "O, bütün yetenekli gençler için, yakın ilgisini esirgemeyen bir okuldu" dediklerinde içim cız etti. Bir bilgi ve kültür deryasından yararlanamayışımın eksikliğini bir kere daha duydum. Aynı duyguları Tercüman'da Sevinç Çokum da yaşamış olacak ki, köşesinde "Edebiyat, Attila İlhan'a Mecbur" başlıklı bir yazı yazmış. Bazıları söze: "Attila İlhan solcuydu...marksistti...sosyalistti" diye söze başladılar. Zaman içinde takip ettiğim ve anladığım kadarıyla o, bütün dar kalıpları aşıp bütüncüllüğe ulaşan, asla fikir yobazlığı gütmeyen, sistemli bir şekilde araştırarak, düşünerek, sorgulayarak yolunu bulan, ufuklarını genişleten bir bilgeydi. Son yıllarda içten ve dıştan, çeşitli şekillerde incitilen Türk Milletinin yanında oldu. Holdinglere kapılanan, küresel emperyalizme karşı suskun kalan nice solcuların aksine; Türk olmanın gururuyla emperyalist baskılara direnerek kültürüne ve vatanına sahip çıktı. Sanatta zirvelere çıktığı halde Nobel avcılığına tenezzül etmedi. Onun için milletinin sevgi ve takdirini kazandı. Allah rahmet eylesin!