Doğan Hızlan, geçen haftaki yazılarının birinde İstanbul'un Avrupa Kültür Başkentliğine (Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başvuru mektubuyla) aday olduğunu, 2010'da bunun gerçekleşmesi için ilgili kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve üniversitelerin bu konuya odaklanması gerektiğini yazdı. Hızlan'ın yazısından anlaşıldığına göre; Macaristan'ın Pecs, Almanya'nın Essen ve Görlitz, Ukrayna'nın Kiev kentleri de adaylar arasında. Bence çeşitli kültürlerin harmanlandığı tarihî geçmişi, tarihî eserlerinin zenginliği ve "büyülü" atmosferiyle İstanbul, aday kentler arasında başkentliğe seçilmesi en kuvvetli bir kent. Buna yalnız kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve üniversitelerin değil, İstanbul'da yaşayan herkesin destek vermesi; bunun için çalışması gerekiyor. Nuri Çolakoğlu ve Egemen Bağış, İstanbul'un neden bir Avrupa Başkenti olabileceğinin gerekçelerini anlatan dokümanları ve ilgili albümü yalnız Doğan Hızlan'a değil, basında bütün köşe yazarlarına göndermeli. İstanbul'un problemleri Halkın sahip çıkmadığı ve desteklemediği hiçbir proje gerçekleşemez. Bugün, İstanbul halkı çeşitli problemlerle boğuşmaktan kentin keyfini süremiyor. Kapkaç olaylarının başını çektiği asayiş meselesi, altyapı eksiklikleri, trafik keşmekeşi, plansız programsız kaçak yapılanma, gecekondu probleminin halledilemeyişi, tarihi ve estetik dokunun ciddiyetle korunmayışı, dışardan göç edenlerin sebep oldukları uyumsuzluk tabloları giderek İstanbul'u, içinde yaşanılması güç bir kent haline getiriyor. Öyle ki İstanbul'un esas sakinleri, umutlarını yitirmiş, küskün bir ruh hali içinde birer ikişer kenti terk edip güneyde sahil kasabalarında yerleşmeyi tercih ediyorlar. Büyükşehir Belediyesinin ve diğer belediyelerin çalışma ve gayretleri gözden kaçmıyor ama yine bu problemleri temelinden çözmeğe yetmiyor. Kanaatimce, bu yolda belediyelerin halkla tam olarak bütünleşmeleri, İstanbul'la ilgili bütün projelerde halkın destek ve takipçi olmaları sağlanamıyor. Kültür ve sanat faaliyetleri iyi de... Son yıllarda İstanbul'da kültür ve sanat faaliyetleri hissedilir bir şekilde arttı. İstanbul, yabancı sanatçıların katıldığı festivaller, kongreler, konferanslar, konserler, sergilerle cazip ve popüler bir kültür-sanat merkezi haline geldi. Bunlar çok olumlu, daha da artması temenni edilen gelişmeler. Ancak, bütün bu gelişmeler yine kent içinde yaygınlaşan "sevgisizlik" ve "iletişimsizlik" barajının aşılmasında yardımcı olamıyor. Genelde insan, insana yabancı; komşu komşuya kapalı. Medeniyetin ilk göstergesi olan "selamlaşma", "gülümseme", "yardımlaşma" yaygınlaşmış değil... Âdeta insan, insandan korkuyor... Bu da kentin atmosferinde negatif bir elektrik oluşturuyor. Eski İstanbul'un nezaketleri, giyimleri ve ince tavırlarıyla dillere destan hanımefendilerinin, beyefendilerinin yerini ortalıkta asık yüzlü, asabi, giyimleri özensiz, kaba saba tavırlı, hep bir yerlere yetişme telaşı içinde olan gergin insanlar alıyor... İstanbul konu olunca, sözler yetmiyor. Ancak; estetiğin, sevginin olmadığı ortamlarda kültürün hakimiyetinden, kalıcılığından bahsedilebilir mi, bilmiyorum...