Avrupa Yakası

A -
A +

Evde olduğumda daha çok okumaya ağırlık verdiğim için "Avrupa Yakası" dışında TV dizilerini takip edemiyorum. Avrupa Yakası, gerek mizah dozunu iyi ayarlayan senaryosu, gerek (başta Hümeyra olmak üzere) yerli yerine oturmuş, başarılı oyuncularıyla gittikçe ilgimi çekiyor. Doğrusu her çarşamba akşamı zevkle seyrediyorum. Senaryo yazarı Gülse Birsel, senaryoda olduğu kadar; iddiasız ama doğal oyun tarzıyla da başarılı. Kendisini tebrik ediyorum. Tabii oyunu her yeni bölümünde biraz daha zirveye taşıyan diğer oyuncuları da... Dizinin bu kadar başarılı olmasını biraz da varlığını belirgin bir şekilde hissettiren ekip ruhunda buluyorum. Bence hayranı ve meraklısı olduğumuz Amerikan filmlerinin de başarılarının sırrı bu. Vizyona giren filmlerin basın dokümanlarını okudukça bunu daha iyi anlıyorum. Gülse Birsel'in gazetedeki yazısında belirttiğine göre; bütün oyuncular, TV'de yayınlanan bölümleri hep birlikte keyifle seyrediyorlarmış. Aynı keyifli birliktelik bölüm sonlarında verilen "çekim sırası görüntüleri"nde de hissediliyor. Gülse Birsel'in yaptığı işten büyük bir keyif aldığının, heyecan duyduğunun farkındayım. Önemli olan da bu zaten. *** Bendeniz, sinemaya olan sevgimden dolayı geçmiş yıllarda senaryo çalışmaları da yaptım. Sipariş üzerine senaryosunu yazdığım öğretmen dizisi "Gönül Dostları" 1986 yılında, "Aile Bağları" 1992 yılında TRT kanalında yayınlandı. Her iki dizi de zamanında büyük ilgi gördü ve liste başı oldu. Ama ben, bugün hiç dizi senaryosu yazmayı düşünmüyorum. Sebebi tembellikten değil, ekip ruhunu hissedememekten... Gerek, TV dizisi, gerek sinema filmi ekip işi. Ortaya çıkan eserde herkesin katkı payı var. Onun için gerek senarist, gerek yönetmen, gerek oyuncular arasında bir ahenk ve uyum olması zorunlu.. Ne yazık ki ben, çekim sırasında bu ahenk ve uyumu yakalama şansına sahip olamadım. Dizileri çeken yönetmenler, çalışma tarzlarıyla yukarıda söz konusu olan ekip ruhunu oluşturmaktan uzak kişilerdi. Herkes görevini yapsın; senarist metnini yazıp çekilsin, oyuncu rolünü yapsın gitsin.... Gördüğüm kadarıyla böyle bir anlayış hakimdi. Bu yüzden ben yaptığım işten hiç zevk alamadım ve heyecan duymadım... Neticede o yıllarda pekala daha başka senaryolar yazabilecekken sırf bu yüzden istek ve şevkim kırıldığı için yazmadım. İyi mi oldu, kötü mü oldu diye soracak olursanız, iyi oldu derim. En azından kitap yazmaya döndüm... Kalıcı olan bence (hikaye, roman, tiyatro vs. türünden) kitap... Senaryo?... İçimde yarım kalan bir heves... Varsın öyle kalsın...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.