Bahar esintisi

A -
A +

Musiki alanında değerli çalışmaları ve her yıl düzenlediği "Türk Müziği Günleri" ile tanınan öğretim üyesi arkadaşım Göktan Ay, e-posta ile gönderdiği mesajda şöyle diyor: "Cemreler havaya, suya düştü, 6 Martta toprağa düşüyor. Değişime hazır mıyız? İyi baharlar..." Hatırlıyorum; geçen yıl da ortalığın karmaşasından, bir sürü tatsız olaylardan başımızı kaldırıp da baharın adım adım yaklaşmasını anlayamamıştık. Galiba bu böyle sürüp gidecek. Ancak birileri bizi uyardığı zaman yapraklanmağa başlayan ağaçların coşkusunu, tomurcuklanan güllerin güzelliğini fark edeceğiz. Hz. Mevlana, "Dünya her nefeste yenilenir" demiyor mu? Yüreğimizin derinliklerine gittikçe yerleşen hüzün tortuları bir yana, tabii ki yenilenmelere, hayırlı gelişmelere vesile olacaksa değişimlere hazır olacağız... Ay, mesajına eklediği; Bedri Rahmi Eyüboğlu'na ait satırlarla biz hüzün cemaatinin insanlarını derin düşüncelere sevkediyor: "Ağaç bütün/Işık bütün/Meyve bütün/Benim dünyam paramparça/Büyük bir ayna kırılmış/ Kırılıp yerlere dökülmüş/Kâinat içine düşmüş/Düşmüş ama paramparça." Nereden geldi, niye hatırlandı, bilmiyorum. Sadece söylüyorum. İçimizde paramparça olan bir şeyler var. Bir ses diyor ki, alıp başını git bir dağ başına; kuş uçmaz,kervan geçmez bir köye...Uzak bir ülkeye... Sahih bir ses mi bu, dinlemeye değer mi? Gittiğimde bir şeyler değişecek mi, huzur bulacak mısın? Hayır hayır... Doğru diyorsun sevgili kardeşim... "Biz, içimize sığmıyoruz." Şeyh Galip de "Bir şulesi var ki şem-i canın/Fanusuna sığmaz asumanın" demiyor muydu? Sen ve ben ve "hüzün cemaatinin" bütün üyeleri, galiba ömrümüzü böyle şikayetlenerek geçireceğiz. Hayatımızın bütün tadı, belki de burada, bu sonsuzluğu özleyen arayışlarda... Her şeyi söylemenin mümkün olduğu bir yerde susuyor, anlatamıyoruz... *** Evet, yağmurların, hafif hafif atıştıran karların ardından, serin ama bahar kokusuyla dolu bir günde kahvemi hazırladım. Pencerenin önüne oturdum. Bir yandan çiçek açmaya başlayan ağaçları, daha canlı bir yeşile bürünen çimenleri seyrediyor, bir yandan da Aktüel dergisini karıştırıyorum. Yazar İnci Aral, yeni yazdığı "Ruhumu Öpmeyi Unuttun" kitabıyla ilgili olarak Aktüel dergisinde yayınlanan mülakatta şunları söylüyor: "Benim yazma çabamın içerisinde yoğun bir ölüm korkusu vardır. Hikayelerimde kesinlikle mistik bir içerik yok. Tam tersine ben maddeci bir insanım. Ölüm insanların hem kendileri, hem de sevdikleri için kolay kabul edemedikleri bir durumdur. Ölümün bir yokluk olduğunu biliyorum. İnançlarım kuvvetli değil. Ölümün yokluk olmadığına, ölümden sonra başka bir hayat olduğuna ya da ruhun yaşamaya devam ettiğine inanmıyorum." Ağaçlar bir hüzün rüzgarıyla hafif hafif sallanıyor. Şahlanan gül yaprakları arasında açmağa hazırlanan tomurcuk sancıları... Benim ruhumla eş olmağa çalışan evrenin ruhu, beni tefekküre davet ediyor ve sessiz bir fısıltıyla soruyor: "Kışın toprağın altına geçen yaşam cevheri bahar günlerinde bak nasıl yepyeni bir coşku ve enerjiyle ağaçları bir gelin gibi donatıyor, şu gül yaprakları nasıl da şahlanıyor; kuşlar, çiçekler, böcekler nasıl da hevesle yepyeyeni bir dirilişin neşe ve heyecanına iştirak ediyor... Bunlardan bir hisse çıkar. Sence ölüm yok oluş mudur?" Yüreğimin derinliklerinden bir cevap yükseliyor: "Hayır!.. Hayır!"

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.