Bendensiniz...

A -
A +

Geçtiğimiz yıllarda TV kanallarında sık sık yayınlanan bir reklâm programında Türkleşmiş bir Amerikalı'nın kendine özgü aksanıyla "hesaplar bana ait" anlamında "Bendensiniz" deyişini hatırlarsınız herhalde... Reklâm, çoğumuzun hoşuna gitmiş, eş- dost arasında mizah olsun diye yerli yersiz bu sözü kullanır olmuştuk.. Esasen gönül zenginliği; dolayısıyla verici olmak Türk insanının (kapitalizm batağında feleğini şaşırmadan önceki) hasletlerinden biridir. Bu sözün çağrıştırdığı başka anlamlar da var. İnsanımızın genel eğilimi; özünde, sözünde, fikrinde ve yaşayış tarzında kendine benzeyeni kendine daha bularak gruplaşmak, taraflaşmak, cemaatleşmek zaafını göstermektir. Önce doğal olarak karşılanan bu zaaf, gittikçe politik, siyasi sebeplerle, ince çıkar hesaplarıyla, sinsi amaçlarla körüklenince gittikçe yerleşip güçlenerek toplum içinde ayrışmalara, kamplaşmalara, yol açar. Haliyle çeşitli vesilelerle tehlikeli bir ötekileştirme süreci başlar. Söz gelimi; solcular için sağcılar, laikler için anti laikler, liberaller için ulusalcılar, Fenerbahçeliler için Galatasaraylılar, Beyaz Türkler için Kırmızı Türkler, kentliler için köylüler hiçbir konuda buluşamayacakları ötekidir. Kemikleşmiş tarafgirlik zihniyetinde beyinler mühürlenir, hoşgörü ve adalet rafa kalkar, benden değilsen yok sayılırsın zihniyeti gittikçe ön plana çıkar. Türkiye'de uzun süreden beri yaşanan trajedi budur. *** Geçtiğimiz günlerde Ertuğrul Özkök, Hürriyet'teki köşesinde Genelkurmay tarafından hazırlandığı iddia edilen "akreditasyon listesi"nden bahisle, TSK'ya taraftar ve karşı olan gazetecilerin isimlerini veriyor; yazısını şöyle bir hükme bağlıyordu: "Bütün bunların anlamı şu; Türkiye'de gazetecilik yapmak çok zorlaştı. Türkiye'nin önde gelen kurumları artık gazetecilerden ve yazarlardan tam biat istemektedir. Sadece onlar değil, okurların bir bölümü de bunu bekliyor. Yani, ya bendensiniz, ya da düşmanım tarafından. Ne yazık ki artık, kendini solcu, milliyetçi, ulusalcı, hatta liberal kabul eden çevrelerin bile kültürü haline geldi. Bu kültürün yaygınlaşması, ülkemizde düşünce ikliminin çölleşmesine yol açacaktır. Hepimiz bu biat ideolojisinden zarar görmeye başladık." Şucu veya bucu diye etiketlenerek ille bir taraflara itilmeler yüzünden fikir, kültür ve edebiyat hayatımız sağlıksız ve verimsiz kurak vadilere dönüştü. Sağlıklı fikirler, büyük eserler üretilemedi, düşünce düşünceyle zenginleşmedi, insan insanla buluşamadı. Tepeden bakışlar, küçümsemeler, sürekli itilmeler yüzünden kimileri cemaatlere sığındı, kimileri yalnızlık adalarına çekildi. Neticede problemli, karmaşık, huzursuz ve güvensiz bir toplum olduk. Oysa, vicdanlar adaletin ve doğruların peşinde olsaydı; insan insanla buluşabilseydi, konuşabilseydi, birbirini anlamayı, dinlemeyi, bırakınız sevmeyi, birbirini saymayı becerebilseydi Türkiye bugün çok farklı bir düzeyde olabilirdi. Büyük Rus yazarı Dostoyevski'nin şu sözünü bir kere daha hatırlayalım: " Herkes, her şeyden sorumludur." Merak ediyorum, Ertuğrul Özkök, yukarıdaki tespiti yaparken kendince bir sorumluluk duymuş, özeleştiri yapmayı düşünmüş müdür?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.