Başak burcunun özelliğinden midir nedir; ne zaman düşünmeye başlasam, içimde bir hüzün dalgası da beraberinde yükselir. İstikrara hava kadar su kadar ihtiyaç duyduğumuz, sosyal adaletin gerçekleşmesi, refahın her kesime ulaştırılması, fırsat eşitliğinin sağlanması için çırpınıp durduğumuz güzelim ülkemizde gerçekler ve hayaller arasında sıkışıp kalmak bu hüzün dalgasını sürekli olarak besleyip duruyor. İç ve dış mihrakların el birliği ile nifak tohumları ektiği topraklarımızda güvensizliğin ve huzursuzluğun alacasında çırpındığımız şu günlerde popüler gazetelerin magazin eklerine bakıyorum. Sanki bir başka Türkiye tablosu çıkıyor karşıma. Vur patlasın, çal oynasın takımının nerde eğlendiği, mevsimin modası, ünlülerin aşk maceraları, nerde yiyelim içelim, tatilde nereye gidelim ile ilgili haberlerle dolu.. İyi de, ister istemez bütün bunlara ulaşamayan, yoksulluğun sınırında ezilen, mahrumiyetin acılarıyla kavrulan (nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan) gariban takımını düşünüp hüzünleniyorum. Yaz geldi ya malum; Ortaköy ve Kuruçeşme safaları başlar. Sapphire, Sortie, Reina gibi disco-barlar açılır. Bunların bulunduğu cadde akşam ondan sonra son model cipler, lüks arabalarla tıkanır. Şık giyimli zengin delikanlılar, dekolte giyimli kadınlar iri kıyım bodyguardların dikildiği bu mekanların kapısında birikir. Bütün telaş bir an önce içeri girmek, ertesi gün: "Aman ne eğlendik ne eğlendik!" diyebilecekleri alkol ve dans karışımı bir gece yaşayabilmektir. Tabii gözde müşteriler ünlü şarkıcılar, mankenler, oyunculardır... Arkalarında bir sürü paparazzi ve olan biteni köşelerine taşıyan magazinciler... Onların dilince boğazın eşsiz manzarasında yaşanan bir tatlı hayat... Bu hayatın, kenar mahallelerin bir veya iki gözlü odalarında televizyon kanallarının televole programlarında verilen görüntüleri... Bodrum, Antalya, Kemer gibi tatil beldelerinin gece kulüplerinden yansıyan eğlence ortamlarının çılgın resimleri... Ve bunları şaşkın bakışlarla imrenerek seyreden gençler... Öte yandan, bir hayırseverin dağıttığı erzak torbalarını alabilmek için birbirini ezen çaresiz kalabalıklar... Hayatının baharında oğullarını teröre kurban veren ailelerin acı unutulmuşluğu... Karanlık köşelerde pusuya yatan çeteler, yıkıcı örgütler, vurguncular ve zorbalar bataklığı, uyuşturucu felaketleri... Gittikçe ısınan siyaset arenasında iktidar kavgaları, her zamanki vaatler...Ve şaşkın kalabalıklar. Türkiye'nin her sorununun cevabını bünyesinde taşıyan birbiriyle çelişkili, yürek kanırtan, düşündüren manzaraları o kadar çoktur ki sütunlar almaz... Bunlar bana yıllardır seyrettiğimiz Amerikan filmlerindeki kareleri hatırlatıyor. Evet, gittikçe değişiyor, yabancı kelimelerin istila ettiği tabelaların eşliğinde kendimize yabancılaşarak batılılaşıyoruz. Bir hüzün tortusu yüreğimizi ağırlaştırarak...