Eğer evinizde boya, badana, parke cilası, fayans ve mutfak değişimi gibi işlere kalkmak niyetiniz varsa, on kere taşınmaktan beter bir duruma düştünüz demektir... Evinizin altının üstüne gelmesi bir yana, sözünde durmayan ustaların, yaptığı işe özen göstermeyen işçilerin bünyenizde yaptığı tahribat kelimelerle anlatılamaz. Nerdeyse iki buçuk aydır ben böyle bir çile içindeyim. Sağlık olsun, Allah beterinden korusun diyerek bozulan sinirlerimi yatıştırmağa çalışıyorum. Mevcut durumdan hareketle neden millet olarak belimizi doğrultamadığımızın analizlerini yapmağa kalkıyorum. Her şeyde, ama her şeyde alt yapıda o kadar yıpranıyoruz ki, üst yapıda gönlümüzce üretim yapabilmek için enerjimiz ve hevesimiz kalmıyor. Türkiye'de herkes, hangi iş alanında olursa olsun görevini sadakatle, namusla ve en iyi şekilde yaparsa ülke belini doğrultur diye düşünüyorum. *** Böyle karmaşık bir ortamda bir vakit bulup da gazetelere göz gezdirdiğimde Necati Doğru'nun Vatan gazetesindeki köşesinde okuduğum "İstanbul'un Vapurlarına Kıyıyorlar" başlıklı yazısı büsbütün keyfimi kaçırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, şehir hatları vapurlarını seferden kaldırıp onların yerine İsveç'ten getirteceği deniz otobüslerini koyacakmış! Necati Doğru gibi benim de içim isyanlarla doldu taştı. Nasıl olur? Tarihe, estetiğe, İstanbul'u İstanbul yapan değerlere saygılı Başkan Kadir Topbaş,o caanım vapurlara nasıl kıyabilir? O vapurlar ki, ortak hafızaya nice hatıralar yüklemişlerdir; kaç şaire, kaç yazara ilham, kaç aşık gönüle mekan olmuşlardır? Bu vapurları kaldırmak demek, İstanbul'u İstanbul yapan, İstanbul'da yaşamayı anlamlı ve keyifli kılan simgelerden birini yok etmek demektir. Sayın Kadir Topbaş bunu bilmez mi? İçimden bir ses: "Böyle bir şeye razı olmaz" diyor ama, dış ses de hemen karşılık veriyor: "Ya olursa?" Yönetimin modernleşmek, çağın hızına ayak uydurmak endişelerini anlıyorum ama bu, geçerli bir özür değil. Bir Venedik, gondollarından vazgeçebilir mi? Deniz otobüsüne binmek kavanoza girmek gibi bir şey, bir vapurla kıyılardaki erguvan ağaçlarına, yalılara baka baka Boğazda seyretmek, başlıbaşına bir safa, bir dünya... Yazımın başında "Benim vapurlarım" dedim. Hassasiyetimden biraz bencil davrandım. Bu vapurlar, "Bizim vapurlarımız"... Hepimizin. Nasıl vazgeçebiliriz? Siz sevgili okuyucum: "Vazgeçer misiniz?"