21. yüzyıl için söylendiğinde kulağımıza hoş geliyordu; Bilgi çağı... Ama son günlerde yaşadığımız o akıllara ve vicdanlara sığmaz biçimde tasarlanıp gerçekleştirilen kahrolası terör manzaralarını gördükçe bu yüzyıl bizi ürküterek kendi adını kendi değiştiriyor. Dehşet ve zulüm çağı... *** Eğitime gönül verip inanıyorsanız "bilgi" sözcüğü sizin için olağanüstü nitelikte hayati bir anlama sahiptir; çünkü ardından aydınlanma, adalet, barış, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, medeniyet gibi kavraların hayata geçirilmesi potansiyelini (isterseniz sırrını diyelim) bünyesinde taşır. Bilgi, gerçek güçtür. İlerleyen teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır. Ama asıl önemli olan; bilgiyi kullanmak'tır. *** Her şey niyetlere göredir. Eğer niyetiniz kötüyse; bilgi'yi sadece kendi gücünüze güç katmak için şer amaçlarla kullanıyorsanız (istediğiniz kadar barıştan, özgürlükten ve demokrasiden dem vurun) her şeyi dehşete ve zulme dönüştürebilirsiniz; insanlığın bahtını karartır, dünyayı bir cehenneme çevirirsiniz. Eğer bilg'yi hayır için kullanıyorsanız medeniyet çizgisini daha ilerilere götürür, daha adil, hakça paylaşımlar temeli üzerine kurulmuş güvenli, müreffeh, sağlıklı toplumları gerçekleştirir, dünya barışını sağlar, insanlığın yüzünü güldürürsünüz *** İçinde bulunduğumuz konfora, sanki sahip(miş gibi) olduğunuz özgürlüğe, teknoloji nimetlerine bakıp "acaba" diye bir tereddüt içindeyseniz, durup düşünün bakalım; içinde bulunduğumuz dünyada hangi tarz bilgi kullanımı hakimdir? Hangi devletler hangi amaca hizmet etmektedir? Toplumları barış ve sevgi yerine şiddet ve nefrete alıştırmağa çalışan kimlerdir? Büyük Amerikan İmparatorluğu hayallerine kapılıp terörün kökünü kazıyacağım bahanesiyle Afganistan ve Irak'a saldırıp Orta Doğu'da onulmaz yaralar açan, Filistin sorununu çözmek yerine İsrail şiddetini destekleyen Bush yönetiminin, ortakları Blair'in sorumluluk payını düşünün... Sermayenin küreselleşmesi eylemini "hep bana... hep bana" zihniyetiyle kontrollerinde tutan zengin ülkelerin ve çok uluslu şirketlerin dünyadaki yoksulluğun ve açlığın artışındaki rollerini tahlil etme gayretine girin. O zaman "Yurtta barış, cihanda barış" ilkesi üzerinde kurulu Türkiye Cumhuriyeti'nin mağduriyetini, yana yakıla lanetlediğimiz bu vahşi ve şeytani saldırıların mahiyetini daha geniş açıdan bakarak anlama imkanına sahip olursunuz. Sizi bütün hücrelerinizle ihtiyaç duyduğunuz sevgiye, barışa, adalete, şefkat ve merhamete götürecek "bilgi"ye sıkı sıkı sarılırsınız...