Ahmet Kutsi Tecer'in "Geceleyin bir ses böler uykumu..." diye başlayan o güzelim şiirini hatırlarsınız. Uykular bazı geceler en kırılgan yerinden pıt diye bölünüverir. Gizemli bir çağrışı andıran sesten soyutlanmış bir iç ses, sizi yaşamın meçhul boyutlarına çekmeye çalışır. Evrenin ruhunu yanıbaşında hissedersiniz. O ruh sizi yukarılara çeker, bir başka zirveden bir başka gözle bakarsınız her şeye. Düşünceleriniz patlama, duygularınız coşma naktasına gelmişse yazmak istersiniz veya söylemek... Yok eğer ruhun sizi çektiği boyutlarda deruni bir açlık hissederseniz, başucu kitabınıza uzanırsınız. Onun için başucu kitapları önemlidir ve özeldir. Kitaptan öteye görevi vardır başucu kitaplarının, onlar yeni kanalların, yeni pencerelerin, yeni gözlerin; sözün kısası insanın iç derinliğindeki bir başka "ben"in kitabıdır. Onlar gelişigüzel saatlerde gelişigüzel okunmaz. İçteki ben'in gıdaya ihtiyacı varsa haber verir size, sese benzemez bir sesle uyandırır sizi. "Oku" der. Benim başucu kitaplarım zamana göre değişir. Ama Kur'an tefsiri gibi, Mesnevi gibi, Yunus Divanı gibi değişmeyenler de vardır. Onun için başucuma özel bir raf yaptırdım. Biri gider biri gelir. Şimdi bir yenisi eklendi bu kitaplara. İskender Pala'nın denemelerini içeren "Ayine" isimli kitabı... Size onu tanıtmak isterim ama tanıtmakla olmuyor. Mutlaka okumak, kültürle edebiyatın, şiirle inancın sarmaş olup aktığı o mana pınarına bizzat girmeniz gerekiyor. Sizde bir fikir oluşturmak için ancak kitaptan alıntılar yapıyorum: * * * "Görülen ve görülmeyenden ibarettir insan; ve görülen, ancak görülmeyen için vardır. Etimiz, kemiğimiz, tenimiz, bedenimizdir gördüklerimiz, gösterdiklerimiz; ve ruhumuz, gönlümüz, kalbimizdir nedense görmek ve göstermek istemediklerimiz. Yaratılış hamuru ezelde görülen ve görülmeyenle yoğrulmuş bir kez. Midemiz çeker görülen yanımızın açlığını hep ve biz durmadan, dinlenmeden çabalar, koşar, yorulur, bitap düşeriz onu doyurmak için. Oysa görülmeyenimizdir çizen asıl hudutlarımızı varlığımızın ve hiç de düşünmeyiz ihtiyaçlarını onun. Görülen yanımız bir fonskiyondur; görülmeyenimiz bir yükseliş. Görülen akıtır gözyaşını ama ağlayan görülmeyendir..." * * * "Zaman... Ah zaman!.. Hem dost, hem düşman. Hem mazlum, hem zalim. Aktıkça köpüren nehir; durdukça kuduran şehir... Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Nefrete dost ve tuzak sevdaya. İyi ile kötünün, iyilik ile kötülüğün yolunu ayırıcı bazan; ve bazan rahmette zahmet, zahmette rahmet yumağı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sır..." * * * "Selam ile başlayalım söze, atalara uyarak; selam söyleyelim, selamla söyleşelim ve selam gönderelim güzel atlara binip giden insanlara. Selam olsun O'nun seçtiği kullara ve selam olsun bu satırları okuyan dillere. Selam... İki hece. Selam, Allah adı, zevalsizlik..." (Ayine, Babıali Kültür Yayıncılık)