Bir dava romanı

A -
A +

"Baba ve Piç" isimli romanında Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle 301. maddeden hakkında dava açılan ve ilk duruşmasında bereat eden Elif Şafak'ın adı geçen romanını yayınlandığı sırada alıp (bazı köşe yazarlarının yazdığı gibi severek değil; ancak ilgiyle) okudum. Romanın arka kapağındaki tanıtım bölümünde şöyle yazıyordu: "Baba ve Piç, İstanbul - San Francisko hattında gidip geliyor: Müslüman- Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikayesi." Hülasa, basmakalıp tanıtım cümleleri... Bir tez etrafında oldukça iyi kurgulanmış, dilin ustalıkla kullanıldığı; yer yer özgün tespit, tahlil ve yorumların bulunduğu; yazarın kendi ruhsal travmalarını hissettirdiği romanda, benim sıradan bir okuyucu olarak, algıladığım şey sağlıksız ve sevgisiz bir atmosferdi. Bütün ermeni diasporasında olduğu gibi Çakmakçıyan ailesinde de nesilden nesile aktarılan kin, bütün çıplaklığı ile her an karşınıza çıkıyor ve ruhunuzu allak bullak ediyor. Kadınlardan oluşan Kazancı ailesinde böylesi bir travma yok, onların sorunu bence sevgisizlik...Yazarın, kahramanlarını var gücüyle anlatmaya çalıştığı ailede bu sevgisizlik atmosferinin sisli ortamı içinde gerçekliği yakalayamıyorsunuz. Her biri trajik hikayelerinin çıkmazları içinde anlamsız bir birlikteliği sürdürmeye çalışan bu saydam kahramanları benimseyemiyorsunuz. Söz konusu aile içinde ana kahraman olarak öne çıkarılan Asya (piç), ruhu her an isyan dalgalarının med- ceziri içinde çırpınan, nihilist bir karakter...Yıkılıcılığı yalnız çevresine değil, kendine de dönük... Mutsuz, kararsız, temelsiz ve boşlukta sallanıp duran bir dünya... Bu dünya aileden o kadar kopuktur ki bunu Asya, "Kazancı ailesinde bir sürgünüm ben" şeklinde çarpıcı bir biçimde ifade eder. Kazancı ailesi ile Çakmakçıyan ailesinin kaderleri bir noktada kesişir. Ermeni kocasından boşanıp da Kazancı ailesinin Amerika'da yaşayan tek erkeği Mustafa ile evlenen Rose'un kızı Armanuş, Türkleri tanımak isteğiyle Türkiye' ye, Kazancı ailesinin evine gelir. Armanuş ile yaşıtı Asya arasında arkadaşlık başlar. Soykırım iddiasının tartışmaları gerçekleri öğrenme merakı içinde olabildiğince dengeli bir tutum sergileyen, geçmişini arayan Armanuş ile geçmişinden kopuk, geleceğe odaklı, nihilist Asya arasında sürüp gider. Asya'yı tanıdıktan sonra, onun Armanuş'a söylediği sözler sizi şaşırtmaz: "Tarihin ailen için ne kadar mühim ve trajik olduğunu görebiliyorum ve ne olursa olsun anılarınızı canlı tutma isteğinize saygı duyuyorum. Ama yollarımız tam da burada ayrılıyor. Seninki bir hatırlama seferi, bir nevi hafıza fetişizmi. Bana gelince, cicianne gibi olmayı tercih ederim, keşke hiçbir şey hatırlamasam. Geçmişim hakkında tek bildiğim şeylerin yanlış olduğu, ama neyin yanlış olduğu bilgisini katiyen edinemeyeceğim. Benim için tarih şimdi başlıyor, zaman içinde bir süreklilik yok. Daha babanın izini süremiyorsan, nasıl atalarına bağlı hissedeceksin kendini? Geçmişin kısır döngü olduğunu görmüyor musun? Kapalı devre." Şu soru her zaman için geçerlidir: "Roman kahramanları yazarın dünyasından ayrı ve bağımsız mıdır?" Kahramanlar bağımsız olmaya çalışırlar, çırpınırlar; hatta "Sis" romanındaki kahramanın "Yaşamak istiyorum!" feryatlarıyla yazarına başkaldırışı gibi bağımsızlık isteklerini haykırıp gerçeklik zırhına bürünmek isterler ama yazarın karakteri ve dünya görüşü eserin bütününde sinsi hakimiyetini sürdürür. Hayali de olsa, doğan her şey doğuranın genlerinden izler taşır. Dolayısıyla, kahramanları vasıtasıyla yaptığı toplumsal eleştirilerden, isyan ve öfkelerden; hülasa romanın genel havasından yazarının ruhunu yakalamak mümkün. Bu sebeple, beraat kararından sonra "En azından roman kahramanı kurtuldu" diye beyanat veren Elif Şafak'ın düşüncesine katılmıyorum. Beraat eden Elif Şafak'ın kendisidir diye düşünüyorum. Tüyler ürpertici bir ensest ilişkiden doğan piç, yani Asya karakteri için şifasız bir sağlıksızlığın ta kendisi diyorum, tartışmaya bile gerek duymuyorum. Kendisiyle yapılan bir röportajda: "Benim sosyalleşmem biraz arızalı. Düzenli bir aile ortamında büyüyen çocuklar daha sağlıklı sosyalleşiyor. Ben onlardan olamadım" diyen Şafak'ın çocuğu olduktan sonra aile kurumuna ve topluma daha sıcak ve sevecen bakacağını ümit ediyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.