Eylül benim doğduğum, hem de zamanımı (çoğunlukla) denizlerde ve tabiat ortamında geçirdiğim bir aydır. Yaz boyu buram buram ter döktüğümüz sıcaklarda hep eylül düşleri içinde kendimi rahatlatmağa çalışırım. Hangi kıyı şehrine gideceğim? Hangi denizleri özlemle kucaklayacağım? Hangi ormanlarda gezineceğim?.. Bunların planını yaparım. Sonra, ya kısmet deyip bekleyişe geçerim. Eylülü her gelişinde: "Hoş geldin gönül bahçeme bahar yüzlüm hoş geldin!" gibilerden şarkılarla karşılarım. Yapılması gereken bütün rutin işleri, ödenecek faturaları, vergileri, yani hayatın manasız teferruatını bir yana bırakırım. Tabii daha önceden tedbirini alarak... Tabiattaki güzelliklerin sindire sindire özümsendiği, deli sıcakların şefkatli bir ısıya, güneş ışığı yansımalarının sarıya dönüştüğü, hoyrat yazın sonbahara yumuşak bir geçiş yaptığı aydır Eylül... İçlerinde şiir duygusunu canlı tutanların, tefekküre yakın duranların, sevdalarını mana tezgahında dokumağa meraklı olanların, sarı gün ışıklarının, kızıl gurûbun yansıdığı hüzün pencerelerinden melâle ayna tutanların ayıdır... Hani büyükler ömür için: "Göz açıp kapayıncaya kadar geçti" derler ya; işte ben zamanın bu gizemli geçişini eylüllerde hissederim. Haşim'in: "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden..." şiiri bu zamanlarda dilime dolanır durur. Yüreğimde kök salmış koca çınar ağacından sarı sarı yapraklar düşmeğe başlar gönül sahillerine. Çocukluğumuzda hatıra defterlerine bilir bilmez yazdığımız hayatın sarp ve dikenli yollarında durur, tıpkı bir zamanlar kös kös dinlediğimiz büyükler gibi: "Ömür ne çabuk geçiyor... tıpkı bir an gibi" diye sızlanır, ardından tefekkür dünyasına dalarım. Yaylaların rüzgârında, ormanın derinliklerinden hayatın beni çağıran ıslığını duyarım bir an. İçime dalga dalga dolan hevesle şiir deryalarından o coşku ve heves şairini, Karacoğlan'ı çağırırım. Ama bir bakarım gönlümün dergahından sarı beniziyle, sakin ve huzurlu tebessümüyle Yunus çıkagelir; mana iklimlerinden haber veren deyişlerini mırıldanmağa başlar. Ondan sıkılmak asla söz konusu değildir ama bir süre sonra değişiklik arzusuyla bir hamle yapmağa kalktığımda kendimi La Martine'in "Göl"ün de bulurum... Ah, işte eylüllerde, hele hele eylül bitişlerinde bir tuhaf olurum yani... Halden hale girer, boyuttan boyuta geçerim. Eylülü uğurlarken de onun dilinden anlayan şairlerin koluna girerim. Hangileri derseniz, hangisi rast gelirse diye cevap veririm. Mesela (Zihnimin Hindistan'la meşgul olmasından mıdır nedir) bu yıl gönül arkadaşım Tagore... Gün ortasıydı sen giderken Güneşler gökyüzünde parlıyordu İşimi bitirmiştim, tek başıma balkonda oturuyordum sen giderken... Gün ortasıydı sen giderken Yolun tozu sıcaktı, tarlalar soluyordu Kalın yapraklar arasında ötüyordu kumrular Balkonumda yalnızdım sen giderken... Nice eylüllere sevgili okuyucularım...