Bir film gibi...

A -
A +

Bazen bir köşeye çekilip olan bitenleri bir film seyreder gibi dıştan, kuş bakışı seyretmek bir hayli ilginç oluyor. Şimdi filmi biraz geriye saralım, Asmalı Konak muhabbetlerinin ülkeyi baştan başa sardığı karelere dönelim; bakalım dağ gibi ülke sorunları birbiri üzerine yığılırken, Türkiye, Irak'a asker göndermenin gündeme geldiği o kritik dönemde bizim medya ne yapıyor? Halkın büyük ilgi gösterdiği; gerçeklerle (söz konusu olan çevreyle de) uzaktan yakından ilgisi olmayan bir masal dizinin film versiyonunu olağanüstü bir reklam kampanyasıyla gündeme getiriyor. Haliyle Asmalı Konak, olanca ağırlığıyla lank diye gündeme oturuyor. Öyle ki, o günlerde kimse Asmalı Konak'tan başka bir şey düşünemez ve konuşamaz oluyor. Dünün gariban çocuğu Özcan Deniz, arkasından iten rüzgarın şiddetiyle gözleri şaşılaşıp, nerdeyse kafası dazlaklaşarak şöhret merdivenlerini bir solukta çıkıyor ve eski Amerikan filmlerinde olduğu gibi ulaşılmaz bir yıldız haline geliyor... Yıllar önce bir emekli asker dostumuz: "Amerika, gençliğini politikadan uzak tutmak için onları pop müziği şöhretlerinin peşinden koşturur, maçlara ilgilerini destekler" demişti. Amerika'ya pek benzediğimiz şu günlerde toplumu pop yıldızı düşkünlüğü, maç fanatizmi esir aldığından beri eski dostumuzun sözleri kulaklarımda çınlayıp duruyor. "Niye böyleyiz?" sorusunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Maksat; toplumu (özellikle gençliği) düşünmekten ve sorgulamaktan uzak tutmak... Küreselleşen dünyada şeytani emellerle estirilen rüzgarlarla (irademizi kendi elimizle teslim ederek) istenilen istikamete doğru savrulan piyonlara dönüyoruz ne yazık ki... Öyle kapana kısılıyoruz ki silkinip doğrulmak gittikçe imkansızlaşıyor. Baştan aşağı zaaf kesiliyoruz. Özcan Deniz'in son konserinde adeta bir isteri nöbeti geçirir gibi ağlayan, çırpınan, haykıran, ayılıp bayılan genç kızları TV kanallarında seyrederken bunları düşünüp hüzünle harmanlanmış bir umutsuzluğa ve yeise kapıldım, gençlik nereye diye sordum kendi kendime... Oysa cevabını pekala biliyordum. Birileri nereye istiyorsa oraya tabii ki... Devasa kampanyalar desteğiyle allanıp pullanıp sahnelere sürülen Tarkan, "Haydi, azalım" diyerek başlattığı konserlerinde bırakın gençleri yetişkinleri bile nefsin kılavuzluğunda savurup dağıtırken onların bu hallerini feminen bir gülüşle; "baskılardan kurtulma, özgürlüğe kavuşma" diye açıklıyor. Ama kazın ayağı öyle mi? Fareli köyün kavalcısı hikayesinden farklı bir hikaye... 21. yüzyılda toplu köleliğe, sanal kayboluşlara sürüklenen insanların hazin hikayesi bu... Postmodern sahne büyücülerinin sadece nefse hitap eden kışkırtıcı müzik ve danslarıyla postmodern özgürlük şatolarının burçlarına çıkarılıp güle oynaya kendini bilmezliğin, şahsiyetsizliğin, düşüncesizliğin karanlık uçurumlarına itiliyoruz... Tabii Amerikan filmlerini de aşan evrensel bir filmin senaryosuna uygun olarak...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.