Yıllar önce, rahmetli Attila İlhan'ın yazdığı: "Yarın Artık Bugündür" dizisini ilgiyle, beğenerek seyretmiştim. Yarın, artık bugündür hükmü gerek zamanı değerlendirme, gerek olgunlaşma yönünde uyarıcı niteliğiyle zihnimde çakılı kalmıştı. Biz, işlerimizi hep yarına erteleme alışkanlığında olan bir toplumuz. Beklentilerimizi hep yarınlara yükler dururuz. Ataların: "Bugünün işini yarına bırakma!" uyarısına rağmen büroksamize bile egemen olan: "Bugün git, yarın gel!" zihniyeti hangimizi canından bezdirmemiştir ki? Hele hele bir dahaki toplantıya, gelecek haftaya, bayramdan sonraya ertelemelerine ne kadar sıklıkla şahit oluruz. Herhalde bu alışkanlıkla; çocukluğumda benim için de yarın, her şeyin daha mükemmel olacağı, her nasılsa bütün hayal ve isteklerin gerçekleşeceği "büyülü" bir zaman parçasıydı. Ama artık bugünün gerçekleri ve ağır şartları, bize beklentilerimizi yarınlara bırakma şansı ve rehaveti tanımıyor. Bugün, olanca ağırlığıyla hayatımızı kaplamış, yedi başlı ejder gibi bizi kıskıvrak bağlamış durumda. Kendini erteletmiyor, geçmiş zamanın hoşgörüsüyle geleceğe ışık salmıyor. Büyüme, üretim, tüketim, her şey... her şey bugün üstüne kurulu... Yarın meçhul! Belalı bir coğrafyada etrafımız ateş çemberiyle sarılmış. Yeni düzen, küresel sermaye, hesaplarını yapmış durumda. Bugün bize dayatılan ödev, bölünme. Bölünebildiğin kadar bölün... Bugün ağzı olanların ortak konusu bu... *** Bir popüler gazete günlerdir önce medya, sanat, magazin ortamında köşe başlarını tutanlardan başlayarak iş sahasına ve bilim dünyasına kadar uzanan kişilerle yapılan kimlik soruşturmaların sonucunu yayınlanıp duruyor. Hâlâ TV kanallarında kimlik tartışmaları devam ediyor. Tam bu sırada: "Sen, bensin; ben de senim!" deyişiyle insani barışın özünü veren Hz. Mevlana üzerinde bile tartışmalar başlatılıyor. Ayrışma, sıradan vatandaşlar arasında yaygınlaştırılmağa çalışılıyor. Bu gidişle insanlar cehalet batağında nerdeyse sarışınlar, esmerler, kahverengi gözlüler, yeşil gözlüler, kısa saçlılar, uzun saçlılar diye ayrılıp duracak... Bugün, akılların başa devşirilmesi, işlerin asla oluruna bırakılmaması, düşünmenin ve sorumluluğun kendinizden başkalarına devredilmemesi gereken; "yarının artık bugün olduğu" zorlu bir gün... Farkında mısınız? BİR FİLM: Şaşkın Köpekler Taliban yönetimi ve işgal sonrasının başta çocuklar olmak üzere Afganistan halkını nasıl etkilediğini, yoksulluğu ve çaresizliği son derece gerçekçi bir biçimde anlatan bu film, 23 Aralıkta vizyona giriyor. Dünyaca ünlü İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf'ın eşi Marziye Meşkin'in yönettiği bu filmi seyrederken hayatın katı gerçekleri karşısında tek başlarına hayat mücadelesi veren, ilgi, sevgi ve şefkatten yoksun çocukların dramı karşısında gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.