Bursa ve Tanpınar

A -
A +

Bursa, her ne kadar büyük ölçüde tarihî dokusunu büyük ölçüde kaybetse de, bizim mana itibariyle en gözde ve değerli şehirlerimizden biridir. Bugünün gençlerine mevcut eserlerden hareketle Bursa'yı tanıtmak ve duyumsatmak, onların kültürel mirasımıza sahip çıkmaları açısından büyük bir önem taşıyor. Bursa belediyeleri yöneticileri de bu bilinci ve sorumluluğu taşıyor olmalılar ki zaman zaman Bursa üzerinde kompozisyon yarışmaları ve sempozyumlar düzenliyorlar. Gazetemizde çıkan bir haberden öğrendiğime göre; Bursa'nın merkez Osmangazi Belediyesi, Ahmet Hamdi Tanpınar anısına, 2001 yılından beri düzenlediği yarışmaları bu yıl, "Edebiyatta Bursa" konulu araştırma-inceleme dalında gerçekleştiriyormuş. Kuruluşundan beri bir kültür başkenti olan, bir çok kıymetli sanatkarın yetiştiği Bursa'nın bu tür kültür faaliyetleri ile daha bir zenginleşeceği, gelişeceği; anlam ve itibar kazanacağı muhakkak. Bursa dendiğinde akla ilk gelen; bu şehirle âdeta özdeşleşen önemli isim; derin bir kültür birikimine sahip olan ünlü edebiyatçımız merhum Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Onun "Beş Şehir" isimli çok değerli kitabında yer alan Bursa makalesi, dünyanın ideal şehirlerinden biri olarak gördüğü Bursa üzerine yazılmış en muhteşem yazıdır. Öyle ki ben şahsen, Bursa üzerine bu makaleden daha güzel ve anlamlı bir yazı yazılabileceğini düşünemiyorum. Hele şairin Bursa'da Zaman isimli şiirini, madde ile mananın iç içe geçtiği; bir şehrin ruhunu en iyi aksettiren bir şiir abidesi olarak telakki ediyorum... Yıllar önce, bu yeri doldurulmaz sanatkârın, "Su sesi ve kanat şakırtısından/Billur bir avize Bursa'da zaman" mısralarının büyüsüne kapılıp bu zamanı yaşamak için Bursa'ya gitmiştim. Ama şiddetli bir gribe yakalanıp otel odasından çıkamamış, bu zamanı yaşama fırsatı bulamamıştım. Yunus'un bir derin manayı hülasa olarak ifade eden "Ete, kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm" beyiti misali, Bursa zamanını bu kadar alttan alta musiki çeşnisiyle çarpıcı ve özgün bir deyişle özetleyiveren şairin şiir dehasının sırrı neydi? Bunu, kendimce, tarihî süreç içinde parlak dönemler yaşamış; coğrafi özelliklerle ideallerini ve ruhunu kaynaştırmış Bursa sevdasına bağlamıştım. Yani zengin kültür birikimiyle daha bir derinleşmiş duygu vadisine ilham perisinin cömertçe bir armağanı şeklinde klasik bir yorumlama yoluna gitmiştim. Daha sonra Zeynep Kerman'ın derlemiş olduğu "Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları" kitabında rastladığım Tanpınar'ın kendi kaleminden okuduğum şiir anlayışıyla, hadisenin bu kadar basite indirgenemeyeceğini anladım. Bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu Tanpınar: "Benim istediğim insanın ötesiydi, yoksa satıhtan toplama empresiyonlar, şark sanatlarının tek hususiyeti, her türlü acemiliği mazur gösteren ve hatta tatlı kılan bir ekspresyonizm değildi. Musiki bu derinliği mükemmelleştirmek, ona şekil vermek için lazımdı. Şiirin ne olduğunu biliyorum. Halk şiirini, Karacoğlan'ı falan seviyorlar. Bana bunlar çocuk ağzıyla konuşan Nasreddin Hoca, bakir oldukları için kendilerini genç ve taze zanneden ihtiyar kızlar gibi geliyor. Satıhtan toplanmış, herkesin malı şeyler. Ufak onarmalar, göz süzmeler, kedi yavrusu da yapar onu. Sanat ayrı bir şey. Hele şiir büsbütün ayrı. Şiir, dili piyano filan gibi şahsi bir alet haline getirme sanatıdır... ..... Bütün mesele vision denen şeyde. Ve ona verilen şekilde. Çünkü güzel mısra kafi değil. İnsan her gün birkaç tane güzel mısra yapabilir. Fakat böylesi otuz güzel mısradan bir şiir yapamaz. Güzel mısra inci avcılığı gibi ve eskilerin dediği gibi mücevher hokkası değildir. Bir taazzuvdur. Biz hep dilde kaldık. Bütün dikkatimizi dile verdik. Beğenmedik, süsledik, attık, değiştirdik ve şimdi arzumuz yerine geldi. Dilsiz kaldık. Mektepte öğretilen bir dille yani... Sentetik millet buna derler işte..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.