Sevgili Dost, Ulu ağaçların anlattıklarına göre; insanlar, yılbaşı yaklaşırken karmaşık duygular içinde olurlarmış. Gençler coşku içinde mutlu bir gelecek hayalleri kurarlarken; yaşını başını alanlar, geçmişin muhasebesini yapıp yaklaşan son için hüzünlenirlermiş. Anladığım kadarıyla bu karmaşık duygular ağaçların dünyasında da var. Bazı geceler biz genç ağaçlar, gün boyu süren bulutlarla söyleşmenin, rüzgarlarla oynaşmanın, kuşlarla içli dışlı olmanın yorgunluğundan sonra uykuya çekilip de uyuyamadığımızda, ulu atalarımızın birbirleriyle fısıldaşmalarından onların yaşlılık şikayetlerine, zamanın geçişine hayıflanışlarına şahit oluyoruz. Ama birinci derecede soydaşlarımız olan çamlar için yılbaşları kâbusların yaşandığı, acıların hatırlandığı; korku ve tedirginliklerin arttığı dönemler oluyor. Biliyorsun insanların bir türlü anlam veremediğimiz çam ağacı süsleme fantezisi var; onlar bundan pek zevk alıyorlar, ama bu zevk, biz çamlara pek pahalıya mal oluyor. Yılbaşı yaklaştığında bir uzuvlarının kesilmesi korkusuyla yürekleri ağızlarında tir tir titreşiyorlar. Gerçi bazı duyarlı kişilerin önayak olması sayesinde, bu amaçla çamların kesilmesi büyük ölçüde önlenmesine rağmen; gözünü kazanç hırsı bürümüş kötü ruhlu insanlar bu işi kaçak olarak yapmaya devam ediyorlar.. Biz onlara ağaç kasabı diyoruz. Ellerinde baltalarla sinsi sinsi ormanlara dalmıyorlar mı, biz bütün dünya çamları, hep bir ağızdan öyle bir çığlık koparıyoruz ki vicdan sahiplerinin yürekleri sızlar; ama bu kötü kalpli adamlar (yürekleri taştan olduğu için) aldırış bile etmiyorlar. İnsanlar şunu bilmeli ki gövdelerinden kanaya kanaya koparılıp da göz alıcı salonlarda incik boncuklar ve ışıklarla donatılan her sahici çam dalı, aslında bir acı yumağıdır. Ve hiçbir mutluluk bir acı üzerine kurulamaz. Sizin bir şairiniz: "Sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el onmaz!"diye ne güzel söylemiş! Sizin bir de "taş yerinde ağırdır" diye bir atasözünüz var. Bu söz biz ağaçlar arasında da yaygındır. Bir ağaç da yerinde; yani toprağa kök salmış, canlı haliyle heybetli, güzel ve anlamlıdır. Kendi türümle biraz övünmek gibi olacak ama biz çamlara süslenip püslenmek çok yakışıyor. Kışın lapa lapa kar yağdığında gelin; yerimizde görün bizi.Tabiat ananın giydirdiği o beyaz kürk mantoyla öyle göz alıcı,öyle şık bir görünümümüz oluyor ki... Ben de bu yıl ilk defa oldukça kalın bir kürk giydim. Gelip bu halimle beni görmeni, bana sarılıp resim çektirmeni o kadar isterdim ki... Senin küçük, yumuşak ellerinle (sevgi sözcükleriyle) sırtımı okşaman, Karadeniz'in sert rüzgarlarıyla üşüyen bedenimi kürkümden fazla ısıtırdı, inan! Biz ağaçların yüreği, siz insanlarınki kadar ilgiye ve sevgiye muhtaçtır yani... Evrenin sevgi üzerine kurulduğunu söyleyenler çok haklı bence... Sancılı bahar günlerinde yenilenmek için olanca gayretiyle harekete geçen özsularımızın yegane besini sevgi... Bilmem söylememe gerek var mı? Bir kitap: GİRDAP Nihal Danışman'ın Nesil Yayınları arasında çıkan bu romanı Mardin'in bir köyünden İstanbul'a göç eden insanların şehir hayatında çektikleri sıkıntıları anlatıyor.