Caroline'in sofrası

A -
A +

Geçen hafta magazin sayfalarını işgal eden haberlerden biri Koç Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un eşi Caroline Hanımın Kandilli'deki yalısında şarkıcı Sibel Can'ın da katıldığı yemek davetiyle ilgiliydi. Sosyete hanımları toplanmışlar, Sibel Can'ı da masada oynatmışlar. Ee, ne var bunda diyeceğiz ama magazincilere malzeme olması ne de olsa dikkat çekiyor. Eminim bu haber ev hanımlarının bol nişastalı beş çaylarının baş konusu olmuştur. Neler yenilmiş, içilmiş, ne sohbetler yapılmış, Sibel Can hangi şarkıları söylemiş, masa üstünde nasıl göbekler atmış vs... Şimdilerde bu tür ev partileri yapmak modaymış. Beni bunlar ilgilendirmiyor. Benim ilgilendiğim o davette atıldığını tahmin ettiğim şen şakrak kahkahalar... O kahkahaları o kadar özlemişim ki... Geçmiş zamanlardaki annelerin, ablaların, teyzelerin, halaların, konu komşunun kadın kadına yaptıkları tatlı sohbetleri sırasında attığı o kahkahaları... Özlemişim... Çarşıda pazarda, kadın sorunlarını işleyen TV programlarında bakıyorum kadınlar asabi, gergin... bir dokunduğunuzda bin ah işitiyorsunuz. Onların mutsuzluğu haliyle sizi de etkiliyor... Caroline Hanımın sofrasından taşan, bütün zamanların neşesini toplayan o kahkahalar sanki boğaz sularında yıkanıp daha billurlaşarak, bütün betonları, abus çehreleri aşarak geldi geldi, gönül kubbemde yankılandı. Hayatın gailelerinden, dünyada hüküm süren zulmün baskılarından, TV kanallarından dinlediğim felaket haberlerinden daralan yüreğimin bütün kireçlerini söküp attı. Çalışma odamın penceresinden baharı karşılamaya hazırlanan bahçeye içim rahatlamış bir halde gülümseyerek baktım. Küçük çam ağacı hafif bir kıpırdanışla selam verdi. Yapraklanan ortancalarda daha bir yeşillenme hevesi baş gösterdi. Biraz önce hafif hafif çiseleyen havada bir durgunluk belirdi, güneş ha açtı ha açacak... Bütün canlılar bir parça neşeye muhtaç bir halde, hayali kahkaha zerrecikleriyle bile canlanmaya o kadar hazırlar ki... Tabiat bile siz ona nasıl bakıyorsanız, o da aynen karşılık veriyor. Bunu bir kere daha anladım. *** 8 Mart Kadınlar Günü yaklaşırken hazırlıklar da yoğunlaştı. Bu arada görüşlerimi veya mesajlarımı almak isteyenler oluyor. Malum, kadın sorunları bitmez tükenmez bir çile... Bir türlü çözülemiyor. Kadın kuruluşları da aslında yeterli çabayı ve hassasiyeti göstermiyorlar. Çünkü kadınlar arasında ciddi bir dayanışma ve fikir birliği yok. Bu köşede fırsat buldukça görüşlerimi açıklıyorum. Onun için tekrarlara düşmek istemiyorum. Ama yine de kısa bir özet çıkarabilirim. Bence en müreffeh ve sağlıklı toplum, kadınlara layık oldukları değeri veren, onları baş tacı eden toplumlardır. Ben, kadınla erkeğin karşılıklı saygı ve güven içinde birbirini tamamladıkları, ahenkli bir bütün oluşturdukları bir dünya istiyorum. Sosyal güvenceleri sağlanmış bir ortamda annelerin, teyzelerin, ablaların, yaşlı, genç bütün kadınların kendilerine düşen görevleri istek ve neşeyle yaptıkları, sağlıklı ve vicdanlı çocuklar yetiştirdikleri; toplumun moral dokusunu sağlamlaştırdıkları; bir araya geldiklerinde de şen kahkahalar atabildikleri bir dünya istiyorum. Kadına gülmek yaraşır. Kadını bahtından güldürmeli diyorum. Yeryüzüne ölüm saçan silahlar sussun, şiddet ve baskılar bitsin, kadın kahkahaları âlemi kaplasın diyorum. Olmayacak şey mi istiyorum? Hayal belki... Olsun, her şey önce hayal etmekle başlamıyor mu? Bu istek ve hayalle şimdiden 8 Mart Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.