Onu Çeşme Kalesinin açılışında verilen resepsiyonda tanıdım. Ufak tefek, ezik genç bir kadındı. Üzerinde işçi gömleğine benzer mavi bir gömlek vardı. İki küçük çocuğunu yaslandığım duvar dibine yerleştirmeye çalışıyordu. "Burada görevli misin?" diye sordum. "Hayır" dedi, "Temizlikçiyim. İhtiyacın varsa gelirim abla." İstanbul'da oturduğumu, Türkiye Gazetesi yazarı olduğumu öğrenince samimi ve çocuksu bir heyecan içinde: "İlk defa bir gazeteci tanıyorum. Benim adım Çiğdem. Ablacığım ne olur beni de yaz" dedi. Onun bu coşkulu hali karşısında gülümsedim. "Ne yazayım Çiğdem?" diye sordum. "Burada oturduğumu, çok çalıştığımı, krize rağmen hayatımdan memnun olduğumu yaz" diye cevap verdi. Onca kalabalık resepsiyonda kendisi ikramlara ulaşamazken bana içecek bir şey getirmek için paralandı durdu. Daha sonra beni yorgun, özensiz kıyafetli bir genç adamla tanıştırdı. Adı Selim miydi. Selami miydi şu anda aklıma gelmiyor. Kocasıymış. Boyacılık yapıyormuş. "Abla gazeteciymiş. Beni yazacak!" dedi övünçle. Bütün çabalarına rağmen adam edemedikleri bir gecekonduda oturuyorlarmış. Şimdiye kadar bütün kazançlarını beyin rahatsızlığı geçiren küçük çocuklarını hayata döndürmek için harcamışlar. Çocuklarını kurtarmanın mutluluğu içindeydi ikisi de. Karısını işaretle: "O hep bana destek oldu" dedi genç adam "Birlikte çok mücadele verdik. Allah'a şükür, şimdi iyiyiz!" Sonra, beni yürekten etkileyen çok samimi bir teklifte bulundular: "Ablacığım, gel bizim evde kal. Boşu boşuna otel parası verme. Burada her yer pahalı!" Ah benim halkımın bu yüce gönül zenginliği... *** Bir başka Çiğdem'i de Antalya'da tanıdım. Bir emekli ilkokul öğretmeni. Yemiyen yediren, çevresindeki insanları mutlu edebilmek için çırpınan anaç bir kadın. Sürekli koşturuyor. Kimin neye ihtiyacı var, araştırıyor. Yerine getirmek için paralanıyor. Sanki fedakâr Anadolu kadınlarının bir bileşkesi. Cana yakın, sıcak, samimi... Herkesle barışık, herkese yakın, herkese dost, herkese yardımcı... Tansiyonu var. Ayaklarından rahatsız. "Biraz dinlen" diyorum. Kızaran yüzündeki boncuk boncuk biriken terleri silerken "Ben birilerini mutlu ettikçe dinleniyorum. Bu benim yaşam tarzım" diyor. Sevgisizliklerin, gözü kara hırsların, bencilliklerin yürekleri kireçlendirdiği ortamlardan sıyrılıp da böyle güzel insanlara rastlamak ruhun neşesini yerine getiriyor, sevgi kanallarını açıyor, insan'a olan inancınızı pekiştiriyor.. Mübarek ülkemizin her yanında nice Çiğdemler, böyle nice güzel insanlar var. Onlar, hayatımıza bir anlam ve tad getiren insanlar. Onlar toplumun gözbebekleri... İnsan gibi insanlar... Onları yazmak bir gönül borcu. Çiğdemlere selam ediyorum...