Zaman zaman felsefi konulara temas eden Cüneyt Ülsever, yeni yılla ilişkili son yazısında zaman diye bir şeyin olmadığını ileri sürerken şöyle diyor; "2003 yoktu, 2004 de olmayacak. Bunlar, sadece zihnimizde oldurduğumuz tasniflerdir" Felsefi konulara dalmaktan ben de hoşlanırım. Ancak, burada zaman kavramının felsefi boyutlarına dalmak niyetinde değilim. "Sadece zihnimizde olduğu için zamanı yaşayamayız. Biz, sadece 'an'da yaşarız. Asıl olan 'an'dır. An içinde zihnin kavradıkları veya bize kavrattıkları dışında başka mesajlar da olabilir. Yeni yılın ilk gününde gözlerinizi sadece bir an kapatın ve o an neler hissetiğinizi -düşündüğünüzü değil- kavramaya çalışın!" diye yazısına devam eden Ülsever'in tavsiyesine uyarak yeni yılın ilk gününde bir an gözlerimi kapattım ve ne hissettiğimi anlamağa çalıştım. Hissettiğim; güvensizlik'ti Biraz önce televizyon kanallarında açık alanlarda toplanmış coşkulu dünyalıların havai fişekli yılbaşı kutlamalarını seyretmiştim. Bir ortak coşkuda insanlığın nasıl buluştuğunu, umutta nasıl birleştiğini düşünmüştüm. Ardından bu güvensizlik hissini duymak ilkin bana çelişkili bir durum gibi geldi. Aslında çelişki falan yoktu. "Terör" denilen vahşi, zalim ve sinsi tehlike herhangi bir yerde, herhangi bir biçimde birden ortaya çıkıp coşku manzaralarını bir anda felaket tablosuna çevirebilirdi. Kimse buna; "Yok canım, olmaz öyle şey!" diyemezdi. En korunaklı yerlerde bile insanların bunu diyememesi durumuna gelinmişti. Dolayısıyla, benim 'an'da duyduğum güvensizlik hissi gördüklerim ve düşündüklerimle bir çelişki oluşturmuyordu. Küresel güvensizlik... Yeni yılı kutlama coşkularında birleşmemizin yanı sıra yüreklerimizin derinliklerinde ve bilinç altlarında gittikçe büyüyen ortak bir endişeydi. Bunu tabii bir durum olarak kabul edebiliriz ama kabul edemediğimiz şey; bu küresel güvensizliği gidermek üzere küresel sermaye, küresel çıkar ilişkileri üzerine plan üzerine plan yapanların, güç ve petrol paylaşımı üzerine didişenlerin "küresel güvenlik sistemi" diye bir şeyi düşünüp telaffuz etmediği... Küresel döngüde sinsi tehlike sana o kadar yakın ki, ondan tek başına korunma imkanın ve umudun da yok! Peki ne olacak? Kendini güven içinde hissetmediğin bir dünyada nasıl "mutlu yıllar" düşleri kurabilirsin? Nasıl güzel şeyler hayal edebilirsin? Nasıl umutları yeşertebilirsin? Nasıl? Sevgili okuyucularım, 'an'dan alınan mesaj bu kadar açık ve netken sizin için yazmayı düşündüğüm bütün güzel sözler aklımdan uçup gitti. Sadece sözün hası kaldı. Allah'a emanet olun!