Eğer kendinizi bir "bütün"ün parçası olarak hissediyorsanız; yakın çevrenizde, ülkenizde ve giderek dünyada acılar, felaketler artarken, başka insanlar acı çekerken, birey olarak kendinizi rahat ve mutlu hissetmeniz mümkün değildir. Bütüncül vicdan, bütüncül sorumluluk buna geçit vermez. Kuş gribi dolayısıyla doğudaki halkın gerçekleriyle ilgili olarak basında okuduklarım karşısında yüreğimin sızım sızım sızlaması, yediğimden içtiğimden zevk alamayışım, kendimi bu derece rahatsız hissedişim bu yüzdendir. İlmik ilmik ilişiğe işleyen, mantığı, cehaletten de öte bir karanlığın yiyip yuttuğu bu derin yoksulluk, midevi olmaktan öteye insanı insanlıktan çıkaran bu hastalıklı hal, bu derin açlık nasıl bir şeydir ki, güneydoğuda üç yavrunun canını alan kuş gribi virüsü bölgeyi(daha sonra bütün ülkeyi) tehdit ederken, bunu yerseniz, şuna dokunursanız öleceksiniz diye uyarı üstüne uyarı yapılırken; halkın içinden yine de itlaftan kaçırılan kümes hayvanlarını yetkililer görmesin diye çamaşır makinelerine, tandırlara, çatı aralarına, tahta sandıklara, çekyatların içine saklayanlar çıkıyor!... Böyle bir durumu sadece derin yoksullukla, derin açlıkla izah etmek mümkün mü? Yoksa bu, biraz da kümes hayvanlarıyla iç içe geçen unutulmuş hayatların derin küskünlüklerinden mi kaynaklanıyor? Halk, bu hayvanları, ailenin bir uzantısı sayıp da bunca ölümcül tehlikelerine rağmen onlara sahip çıkmayı derin köylülüğe özgü vicdani bir tutum mu sayıyor? Devletin tavuğa 3 YTL, kaza 8 YTL, hindiye 9 YTL değer biçmesine rağmen hasta hayvanların görevlilere teslim edilmeyişi başka nasıl izah edilir? Bu derin unutulmuşluk, yıllardır süregelen derin ihmaller bu kadar mı çaresiz kılıyor bu insanları? *** İçler acısı bir başka örnek daha: Tavuk sakladığı ihbarı karşısında kapısına dayanan itlaf ekibine bir yoksul vatandışın nasıl yalvardığını biliyor musunuz? -İki karım var. Alın onları çöpe atın! Ama yalvarırım tavuklarıma dokunmayın! Onlar benim her şeyim! Modern yaşamın nimetlerinden faydalanan insanlara ters gelen bu yakarışın özünde sivil toplum örgütleri ve devletin el atması; sosyologların incelemesi gereken derin bir sosyal sorunun mesajları yok mu? *** Doğuda, güneydoğuda tahmininizden fazla çocuk vardır. Kirli, üstleri başları dökülen, oralarında buralarında çıban çıkan çocuklar... Nereye gitseniz etrafınızı sararlar. Bakımsızlıklarından ilkin güzelliklerini fark edemezsiniz. Fark ettiğinizde de şaşırır kalırsınız, kiminin badem gözlerine, kiminin uzun kirpiklerine, kiminin al yanaklarına, kiminin sıcacık, güzel gülüşüne bakar kalırsınız. Allah hepsini en güzel şekilde yaratmıştır aslında... Biz şehir insanları, çocukları steril büyütmek için sokağa salmazken, oralarda hayatı sokaklarda geçen çocuklar bir gazetecinin yazdığına göre şimdilerde ne yapıyorlarmış dersiniz? Hastalık sebebiyle gökyüzünde ölüp ölüp düşen kuşları kapmak için birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlarmış... Yetkililer tedbir alınıyor diyorlar... İyi de, hayatın kılcal damarlarını derin yoksulluğun, derin açlığın, derin cehaletin tıkadığı; ülkenin o unutulmuş, ücra köşelerinde, "her şeyi tavuklar" olan insanların ruhlarındaki derin yaraların ölümcül tehlikeli boyutlara ulaşmaması için de tedbirler düşünülüyor mu? Düşünüyor muyuz?