Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, MHP Grup toplantısında kriz sonrası durumu değerlendirirken mertçe itaraf etti: "Siyasi sorumluluğun birinci derecede hükümetimize ait olduğunun idraki içinde bulunduğumuzun bilinmesini istiyorum." Bu, hükümetin başarılı olamadığının dolaylı ifadesi. Biz biliyoruz ki, sınavda başarılı olamayan bir öğrenci kalır; ödev ve sorumluluklarını yerine getiremeyen bir hükümet de çekilir. Ama bizim bildiğimiz tam manasıyla olmuyor. Başarısız öğrenci kalmasına kalıyor. Bir süre sonra affa uğratılarak (!) tekrar deneniyor, artık bu defa başarılı olup da geçiyor demeyeceğim ama geçiriliyor. Hükümet üyeleri de dünün öğrencileri... Eğitimde uygulananı bu defa siyasette uyguluyorlar. Kendi kendilerini affedip (!) yola devam ediyorlar, yani çekilmiyorlar. Kalem oynatma babından iyi niyet belirtisi olarak göstermelik de olsa, kendi içlerinde en ufak bir revizyona bile gitmiyorlar. Ecevit, bir zamanlar: "Bizim alternatifimiz yok" diyordu ya, aynı siyasi anlayışta direniyorlar. Halk soluksuzluktan, umutsuzluktan, öfkeden ve çaresizlikten boğulacak hale gelmiş. Kamuoyu yoklamalarının sonuçlarına göre; mevcut siyasetçilerden umudunu bütün bütün kesmiş. Her yanı bir sis perdesi kaplamışken bakıyoruz masal ülkesinden gelir gibi kıtalar ötesinden bir "Derviş" geliyor. Medyada sürekli olarak kurtarıcı diye tanıtılıyor. Düne kadar bilmediğimiz isim, birdenbire flaş isim haline geliyor. Hükümet geri planda kalıyor. Derviş, her ne kadar "Benden keramet beklemeyin, sihirli değneğim yok!" diyorsa da, medya onu "süperman", "süperbakan", "ekonomik kurtarıcı" gibi isimlerle lanse etmeğe devam ediyor. Halk şaşkın şaşkın bir süre olup biteni izliyor. İlkin, bu kişinin birdenbire efsanevi bir şekilde ortaya çıkışını bir Amerikan tezgahı olduğu tezine inanıyor. Derviş'in annesinin Alman, eşinin Amerika'lı oluşu zihinlerde bazı acabalar uyandırıyor. Aynı halk daha sonra engin sağduyusuna dayanıp Derviş'i objektif bir bakışla değerlendirmeye çalışıyor. Derviş, yüzü aydınlık ve güleç bir adam. Doğrucu, samimi, şeffaf, katakullisi yok. Kimseye tepeden bakmıyor. "İşimiz çok zor ama önce güven" diyor. Basının önünde sendika başkanlarından destek istiyor. Yirmialtı sene yurtdışında kalmış ama dilini hiç bozmamış. Sanki yıllardır aramızda yaşıyor gibi bizden biri. Halk arasında gittikçe gizemli çağrışımlar yaptıran "Derviş Baba" demeler başlıyor. Hep bir "baba"ya sığınma ihtiyacı olan insanımız, ona "Derviş Baba" demekle güvenini ortaya koyuyor.