Devlet Tiyatroları etrafında kopan fırtına

A -
A +

Bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanı Attila Koç'la yaptığım bir mülakatta, bakanlığa bağlı sanat kurumlarında verimin artması ve yaygınlaştırılması amacıyla köklü bir düzenleme yapılacağı konusunda bilgiler almış, bunlardan daha önceki yazılarımın birinde bahsetmiştim. Sayın Koç, görüşmemiz sırasında Devlet Tiyatroları konusunda hiç ayrıntılara girmemiş; sadece genel olarak ne yapacakları konusunda bilgi vermekle yetinmişti. Buna göre 81 vilayette tiyatro açılacaktı. Bu tiyatrolarda her ay yeni bir oyun sahnelenecekti. Öz kültürümüzden yararlanan yerli eserlere ağırlık verilecekti. Kadrolu sanatçılar, kadrolarının bulunduğu illerde ikamet edecekti. Yani, kurum içinde siyasi amaçlı bir baskı, kişilere yönelik istifa zorlamaları söz konusu değildi. İş, nasıl bir köklü düzenleme ve değişim gerektiriyorsa o yapılacaktı. 81 vilayette tiyatro açmak suretiyle tiyatronun ülke çapında yaygınlaştırılması özellikle tiyatro severlerin memnuniyet duyması gereken bir atılımdı. Buna kimin itirazı olabilir? Ama nedense kıyamet koptu. Kanaatimce sanatçılara ilk anda zor gelen, duygusal tepkilere sebep olan şey, herkesin kadrolarının bulunduğu ilde görev yapma ilkesinin uygulanmaya konmuş olmasıdır. Buna toplu bir direniş göstermek mantığa ters geliyor. Madem ki devlete bağlı bir yerde çalışıyorsunuz, kurumun ilke ve şartlarına uymak zorundasınız. Tiyatroya can-u gönülden bağlıysanız, sanat sizin için her şey demekse ülkenin şu veya buyerinde olmanız sizi neden rahatsız ediyor? İnsan, ister istemez bir genel müdürün görevden alınmasının ardından kopan bu fırtınanın ardındaki derin sebepleri anlamakta zorlanıyor. Fatih Altaylı'nın Sabah Gazetesi'ndeki köşesinden aldığım aşağıdaki açıklamalar her gün medyada çıkan haberlerle kafası karışan okuyucuların bu derin sebepleri anlamalarına yardımcı olur sanıyorum. "Geçmiş dönemlerde defalarca Devlet Tiyatroları'ndaki rezaletleri yazmış biri olarak Kültür ve Turizm Bakanı Attila Koç'a yönelik eleştirileri abartılı buluyorum. Çünkü Koç'un söylediklerini ilk söyleyen Koç değil. Bakan Koç'un getirdiği eleştiriler geçmişte defalarca gazetelere haber oldu. Yıllarca tek bir oyunda sahneye çıkmadan yıllarca maaş alan sanatçılar, tek bir oyun sahnelemeyen yönetmenler, dramaturglar, çalıntı oyunlarla telif alanlar, görevli olduğu ilin devlet tiyatrosunda rol almayı bırakın, o ile gitmeyenler... Dizilerde oynamaktan tiyatroya dakika ayırmayanlar ve daha onlarcası... Gazeteler bu türden çook haber yaptı. Bakanlar ise bu haberler karşısında önlem almak,gereğini yapmak yerine,bu haberleri yalanlama, örtbas etme çabası içine girdi. İlk kez bir bakan; evet, durum rezalet deme cesaretini gösterdi..." Altaylı'nın söz konusu ettiği haberler, şimdiye kadar bakanlık bünyesinde örtbas edildiyse de sohbet meclislerinde bu konuda dedikodular hiç eksilmedi.Sürdü gitti. Anlaşılan o ki, demokratik, şeffaf bir toplum oluşturmak, kurumlarda köklü ve sağlıklı reformlar yapabilmek için her kesimden herkesin elini vicdanına koyup kendini gözden geçirmesi, özeleştiri yapması gerekiyor. Biraz da özveri tabii. Bakan Koç, bakanlığa bağlı kurumları gözden geçirmiş, özeleştiri yaparak, yen içinde şimdiye kadar saklanan çarpıklıkları gün yüzüne çıkarma yürekliliği göstermiştir. Yalnız, Altaylı'nın (yazısının geri kalan kısmında) dediği gibi, sayın bakan, beyanlarında genellemeler yapmak yerine belgelerle daha net açıklamalar yaparsa fırtınanın durulmasına, eğrilerle doğruların ayrışmasına, kamuoyunun aydınlanmasına yardımcı olur sanıyorum. Malum; popülist çıkışlara nedense daha fazla itibar eden medya, hâlâ onu uyuyan bakan olarak tanımakta ve tanıtmakta ısrar ediyor. Bu da, kamuoyunun doğruları algılamasını engelliyor. Tabii köklü ve sağlıklı adımların atılmasını da...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.