Türkiye'de insan, bazen çok garipliklerle karşılaşıyor, şaşırıp kalıyor. Bazıları bu gibi durumlarda "Burası Türkiye!" deyip hiçbir şeye şaşırmamak gerektiğini ima ediyorlar. Ama yine de şaşmaktan geri kalamıyor insan. Benim son zamanlarda en fazla şaşırdığım şeylerden biri; Türk Dil Kurumu'nun başındaki insanın, kadın'ı yeren atasözlerini ve deyimleri sözlükten çıkarma kararıyla ilgili olarak gazetelerde okuduğum haberdi. Ülkemizde bir mevkiye gelen akıllı uslu insanlar, olumlu çalışmalar yapıp biraz ilgi gördüler mi, nedense popülizme kayıveriyorlar. Türk Dil Kurumu yetkilileri, dil'in canlı bir varlık olduğunu; hiçbir şekilde gelişimine müdahale edilemeyeceğini, kesilip biçilemeyeceğini, sansür kabul etmeyeceğini bilmiyorlar mı? Bal gibi biliyorlar... Maksat; medyanın dikkatini çekmek, feministlerden alkış toplamak... Bu vesile ile popüler olup medyada görünmek... Nitekim, bu açıklamalar dil üzerinde yeni bir tartışmaya yol açmıştır. Bazı kadın milletvekilleri sorumsuzluk ve dil cehaleti içinde hemen kendisine destek veren beyanlarda bulunmuşlardır. Bunları okudukça insan, esef ediyor. Zihniyetler değişip gelişmedikçe, cehalet ortadan kalkmadıkça kadın'ı küçültücü tavır, birtakım atasözlerini ve deyimleri dilden atmakla önlenebilir mi? Zaten şimdiki gençlerin çoğu bunlardan habersiz. Onlar da kendi aralarında çoğunu bizim bilmediğimiz deyimlerle zihniyetlerinin altyapısını oluşturuyorlar. İyi, ya da kötü; olumlu veya olumsuz... Bunlara yasak koymaya, sansürlemeye gücümüz yeter mi? Ebeveyn ve eğitimciler olarak bizim yapabileceğimiz; doğru dürüst bir eğitim vermek ve her şeyden önce iyi birer örnek olarak onların sağlıklı bir zihin altyapısı oluşturmalarına yardımcı olmak... Ailesinden, büyüklerinden kadın'a saygı eğitimi alan, sosyal hayatta kadın'ın saygı duyulduğuna şahit olan bir genç, haliyle kadına saygı duyacak, aşağılama ifade eden deyim ve atasözlerini atalarının geçmiş zaman zihniyetlerini yansıtan bir kültür ürünü olarak değerlendirip geçecektir. Türkolojide öğrenci olduğum yıllarda dilde arılaşma adına bir sürü uydurma kelimeler Türkçe'ye dayatılmaya çalışılırken değerli hocam mehum Prof. Muharrem Ergin'in canlı bir varlık olan dilin kendi kuralları çerçevesinde gelişme gösterdiğini, zoraki dayatmalar olamayacağına dair söylediği sözleri hâlâ kulaklarımdadır. Yüzyılların süzgecinden geçip bugüne kadar gelen bu sözleri "Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymuyor" hükmünü vererek dilimizden atma salahiyetini Dil Kurumu'nun sayın yetkilileri kendilerinde nasıl buluyorlar, merak ediyorum. Ayrıca buna muktedirler mi? Ayrıca, millet, kültür zenginliklerimizin keyfi tasarrufla heba edilmesine izin verir mi? Dil, hayatın aynasıdır. Hayatın her rengi dile yansır. Tecrübeler, düşünceler acılar, sevinçler, öfkeler yeni yeni deyimlerin, atasözlerinin oluşmasına zemin hazırlar. Dil, bu şekilde zenginleşir. Bazıları tutmaz unutulur gider, bazıları zaman içinde yerleşir. Dilin bu gelişim sürecine kim engel olabilir ki? Süregelen tartışmalar bile gereksiz ve can sıkıcı. Zamanımızı gereksiz şeylerle geçirmeyelim derim.