Mahsun Kırmızıgül'ün senaryosunu yazıp yönettiği, huzurevindeki yaşlıların dramını anlatan "Beyaz Melek" isimli filmini görmedim. Malum, şu sıralarda bütün hassasiyetim üzerimde. Durumumu bilen film eleştirmeni Ömür Gedik'e telefon edip: "Ne dersin, gidip seyredeyim mi?" diye sordum. "Film güzel ama sizi daha çok sarsabilir" dedi. Bu yüzden seyretmekten vazgeçtim. Ama gazetelerle film hakkında çıkan olumlu yazıları okudum. İzlenme oranı gittikçe artıyormuş. TV kanallarının birinde filmi seyreden bir genç seyircinin "Bundan sonra yaşlılara karşı iyi davranacağım" dediğini duyunca duygulandım gözlerim sulandı. Mahsun'u toplumun önemli bir yarasına parmak bastığı için kutluyorum. Filme ilgi duymamın sebebi; şimdiye kadar çeşitli vesilelerle zaman zaman yazılarıma konu olan yaşlılar... Özellikle şehirlerde ihmal edilen, âdeta hayatın dışına itilen, çekirdek ailelerde giderek çekilmez bir yük haline gelen, son kullanma tarihi geçen o görmüş geçirmiş insanlar... Zamanımızın bencil, nemelazımcı ve şımarık gençleri onlara genellikle "moruk" diyorlar, sanki kendileri hiç yaşlanmayacaklar gibi onları lüzumsuz bir varlık olarak görüyorlar. Acı ama gerçek... Tespit ettiğim kadarıyla; biraz kalburüstü kesimde ve meslek hayatında çalışmalarını ısrarla sürdüren yaşlılara "dinozor" deniyor. Bu adın yaygınlaşmasında, seksenli yaşlarda dinozorluğu mizah ağırlıklı bir hoşgörü havası içinde kabul eden Mina Urgan'ın samimi ve esprili bir üslupla kaleme aldığı "Bir Dinozorun Anıları" isimli çok okunan ve sevilen kitabının büyük rolü var. Yaşlıların eskimiş bir eşya gibi köşeye atılması, çekilmez birer yük gibi görülmeleri, saygı ve sevgiden mahrum kalışları beni üzüyor ama işgal ettiği mevkii hayatının sonuna bırakmamaya kararlı davranan, gençlere geçit vermeyen yaşlıların bencilliklerini de onaylamıyorum. Hani dilim varmıyor ama, onlar dinozor yakıştırmasını hak ediyorlar doğrusu! Benim hasretini çektiğim ideal bir sosyal düzende herkes yerini ve haddini bilecek; yaşlılar gençleri sevecek, destek olacak, onların yollarını açacak; gençler de yaşlılara sevgi, saygı gösterecek ve onların bilgilerinden, tecrübelerinden istifade edecek... Böylelikle moruk ve dinozor yakıştırmaları gündemden düşecek... >> Bir Opera: LA RONDİNE İstanbul Devlet Opera ve Balesi, ünlü İtalyan besteci Giacomo Puccini'nin 150. ölüm yılı olması sebebiyle 2007-2008 sezonunu, bestecinin La Rondine isimli operasıyla açıyor. Operadan hoşlanıyorsanız, birbirinden güzel, iç açıcı dekorları seyrederken güzel bir müzikle ruhunuzu dinlendirmek niyetindeyseniz, yeni yılda Atatürk Kültür Merkezinde sergilenecek olan La Rondine'i programınıza alın derim. >> Bir film: TUYA'NIN EVLİLİĞİ Önümüzdeki hafta gösterime girecek olan; sevgi, vefa, fedakârlık temalarını gösterişsiz dekorlar çerçevesinde sağlam ve etkileyici bir kurguyla işleyen bu güzel filmi kaçırmayın.