Okuyucularımdan son zamanlarda AB ile ilgili olarak neden yazmadığımı soran mesajlar aldım. Bendeniz ne zaman bu konuya yaklaşacak olsam, aşırı duygusallıktan mı nedir, yüreğimde bir plak dönüp duruyor: "Dokunma kalbime; zira çok incedir, kırılır..." İçimde öteki yalnızlığı, burukluğu ve kırılganlığı... AB'de, Avrupa değerlerine yakışmayan ayrımcılık tavrı, dayatmalar, taviz koparma cinlikleri, çifte standartçılık, kaypaklık,(dilim varmıyor ama) horlanmak... bunları görmezden gelmek, hele hele hoş görmek mümkün değil... Hasılı; müzakere tarihi aldık diye sevinemiyorum açıkçası. Maddeci Avrupa benim manevi iklimimdeki sarsıntıyı anlayamaz. Ne yapalım derseniz... Olan oldu, geriye dönük düşünmeyelim. Zaman, duygusallığın değil, aklını kullanma zamanıdır. Türk'ün, ateşle değil, kendi kendisiyle imtihanı zamanıdır. AB'ye yaklaşımımızda kültür kimliğimizi batı düşmanlığı üstüne kurmadığımızı gösterdik en azından. Bundan sonra sorumluluk, tek tek her birimize düşüyor. Şöyle düşünelim; AB bizi ister alsın, ister almasın ama biz; Atatürk'ün hedeflediği şekilde muasır medeniyetler üstüne çıkmağa bakalım. Özgüvenimizi ve kendimize olan inancı özümüzden aldığımız güçle tazeleyelim; kendimizi yenileyelim; çağın şartlarını ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak ileriye dönük planlarımızı yapalım. Önce birbirimizi aldatmaca, kandırmaca, batırmaca gayretlerini bırakalım; adil, dürüst ve birbirimize saygılı olalım. Eğitimimizi hababam ciddiyetsizliğinden kurtaralım. İşimizi ve mesleğimizi en iyi yapacak şekilde var gücümüzle çalışalım. Üretici olalım ve nüfusumuzun çoğunluğunu oluşturan gençlerimizi üretici olma yolunda destekleyelim; onları evrenseli de kucaklayan öz değerlerimizle donatılım. Her şeyde Avrupa standartlarını yakalayalım. El ve gönül birliği içinde öyle çalışalım ki, yurdumuzda kar yağdığında bir tek kapalı köy yolu kalmasın, işsizlik, açlık ve sefalet insanlarımızı perişan etmesin, insanlarımız hileye hurdaya yönelmesin; kimse kimseyi sömürmesin; emek karşılığını bulsun; milli gelir hakça bölüşülsün, toplumumuz refaha kavuşsun; adalet gerçekten mülkün temeli olsun. Bu uğurda üstünüze düşen sorumluluğu yerine getirir misiniz? Evet diyorsanız, korkmayın... Korkmayalım! Kendi gücümüze inanarak çalışalım!.. Başka çaremiz yok! Bir film: BÜYÜK HAZİNE (NATİONAL TREASURE): 11. Yüzyılda Kudüs'te, kutsal toprakları korumak amacıyla Papalık tarafından kurulan, 1312'de Fransa Kralı Güzel Filip'in baskısıyla Papa V. Clemens tarafından kapatılan dini-askeri gizli tarikata bağlı Tapınak Şövalyeleri'nin gizemli hayatı ve dillere destan hazinesi bugün bile tarihçilerin ve araştırmacıların ilgilendikleri bir konudur. 18. Yüzyılda masonluğa dönüşen bu gizli teşkilatın uzantıları günümüzde de tüm siyasal akımlara sızmış; dünya siyasetini ve ekonomisini yönlendiren büyük bir güç oluşturmuştur. Hazine Avcılığı macerası ardında bu ilginç teşkilatı da gündeme getirerek Amerikan dolarına farklı bir gözle bakmamızı sağlayan; yönetmenliğini Jon Turtertaub 'un yaptığı, başrolü Nicoles Cage' in üstlendiği bu filmi görmenizi tavsiye ederim.