Dünya Dans Günü

A -
A +

Unesco, 29 Nisan'ı "Dünya Dans Günü" olarak ilan etmiş. Dans günü de olur muymuş demeyin. İyi ki olmuş! Yoksa ağır krizin sebep olduğu karamsarlık ve bunalımdan bir an olsun sıyrılıp da şu güzelim bahar günlerinde tabiatın muhteşem ve ahenkli uyanışını, hayatı yaşanılır kılan iç coşkuyu farkedemiyecektik. İstanbul Devlet Balesi, "Dünya Dans Günü" dolayısıyle geçtiğimiz Pazar akşamı AKM büyük salonunda ünlü balelerin unutulmaz dans gösterilerinden oluşan bir temsil verdi. Bize müzik ve estetiğin o harikulade lezzetini yaşattı. Devlet Sanatçısı Meriç Sümen'in yönetmenliğini ve sunuculuğunu yaptığı gösteri, Bale'nin mutfağının sergilenmesi olan ders provalarıyla başladı. Amaç, estetik mükemmelliğe ulaşmak için sarfedilen çabaları ve toplu disiplin anlayışını göstermekti. Seyirciye: "Bakınız, sahnelerde seyrettiğiniz o olağanüstü ritme ulaşmak kolay değil; bunun için bıkmadan, usanmadan çalışmak, tekrarlamak ve alın teri dökmek gerekir" gibilerden bir mesaj veriyordu. Bu, aynı zamanda bir bütün olarak sanatın sırrını da içeriyordu. Daha sonraki bölümlerde La Corsaire'den Çiğdem Tezcür ve Arkın Zirek'in, Çeşmebaşı'ndan Tülay Uğurlu ve Murat Akaoğlu'nun, Don Kişot'dan Ayfer Zeren ve Deniz Berge'nin muhteşem dansları seyircilerin yoğun ilgi ve beğenisini topladı. Bolero bölümünde, balenin genç yetenekleri Çiğdem Tezcür, Arkın Zirek, Çiğdem Erkaya, Barış Adikti, Ayça İnal, Bahadır Ovacıklı, Tatyana Egeli, Alper Akalın, Şeyda Sofuoğlu ve Uğur İlter sahnede olağanüstü bir performans sergileyerek çılgınca alkışlandılar. Temsilden sonra verilen kokteylde görüştüğüm Meriç Sümen ve bir diğer bale hocası, Bale'nin maden işçiliğinden sonra en ağır mesleklerden biri olduğunu, aşk ve azim olmadan bu işin yapılamayacağını, genç ve hevesli yetenekler sayesinde balenin geleceğinin çok parlak olduğunu söylediler. Ben de daha önce seyretmiş olduğum "Seyahatname" etkisiyle bu parlak geleceğin ışıklarını algılamıştım. Bu, aynı zamanda çağdaş ve gelişmiş Türkiye'nin parıltısıydı. Kokteyle katılan dansçı gençleri uzaktan gözlemledim. Başarıyı elde etmenin ağırbaşlı ve sessiz mutluluğu içindeydiler. Birkaçıyla da sohbet ettim. İstanbul Devlet Balesi'nin bu yetenekli gençleri öyle televizyon kanallarında lanse edilip bir günde şöhret ve kazanca ulaşan sanat fukaraları gibi o kanal senin bu kanal benim dolaşarak medyatik olmaya meraklı değiller. Onlar, sanatın yüce bir hedef, başarıya ulaşmanın bir çile olduğunun bilincindeler. Kendilerine son derece güveniyorlar. Nasıl güvenmesinler ama? Sanatın o muhteşem altın tacıyla taçlanmışlardı bir kere. Alınlarında emeğin teri parlıyordu...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.