Ecevit şiir dünyasında

A -
A +

Sayın Bülent Ecevit'in başbakanlık koltuğundan ayrılmağa zorlandığı 57. Hükümetin son zamanlarıydı. Onu hasta ve bitkin haliyle televizyon ekranında gördükçe birçokları gibi ben de çok üzülüyor; içimden "Keşke" diyordum; "Bu kadar ağır yükten kendini kurtarsa da bir köşeye çekilip şiir ve edebiyatla uğraşsa! Eminim zindeleşir ve mutlu olur." Geçenlerde Doğan Hızlan dostumuzun Ecevitlerden bahseden yazısı dikkatimi çekti, okudum. İçimden geçirdiğim ve temenni ettiğim gibi Ecevitlerin şiir dolu bir yaşam içinde mutlu ve sağlıklı olduklarını öğrenince sevindim. Bülent Ecevit'in bütün şiirleri Bir Şeyler Olacak Yarın adıyla Doğan Kitap yayınları arasında çıkmış. Ecevit, ayrıca halkın bakışı açısından Osmanlı Tarihi yazıyormuş. Haydi hayırlısı diyelim! Allah işini kolaylaştırsın. Nostaljik duygular içinde Hızlan'ın yazısını okuyup bitirdiğimde zamanın nasıl da geçtiğini, geçip giderken de ardında bıraktığı izleri düşündüm. İlk defa İnönü'nün ağzından çıkan ve Ecevit'le devam eden, Türk halkının dertlerine çare üretmekten uzak kalan; sadece ideoloji kalıpları içinde dal budak salan ve toplum içinde ayrılıklar ve karşı uçlar oluşturan bir ortanın solu söylemi ve şimdilerde var olup olmadığı belirsiz sosyal demokratlık serüveni... Amerika'ya "Gölge etme, başka ihsan istemeyiz" tarzında harbi delikanlı çıkışının ardından her şeyin piyasada yok olup karaborsaya düştüğü; ekmeğe, bir paket nebati yağa, bir küfe oduna muhtaç kaldığımız yokluk günleri... Okumak, yazmak, sanat etkinliklerini takip gibi kültürel ihtiyaçlarımızı karşılamak için resmi tatil ilan edilen cumartesi günleri... "Olası, olasılık, olanak" gibi kakafonik birkaç kelimenin zorla dilimize yerleşmesine dayanan ve toplum katmanlarını birbirinin dilinden anlamaz hale getiren Türkçe'de sun'i arılaştırma zorlamaları... Sevgili Hızlan, yazısında Ecevit sayesinde Türkiye'de kazanılmış bir arılaştırma zaferinden bahsediyor ama bugün fakirleşen, sığlaşan, ihmal edilen; başta İngilizce olmak üzere bütün dünya dillerinin istilasına uğrayan, gelişen teknoloji ve bilim dili terimlerine karşılık bulmakta zorlanan Türkçe için herhangi bir zafer söz konusu olabilir mi? Entel geçinenler (veya öyle görünmek isteyenler), olanak, olasılık, yanıt, gereksinim gibi birkaç zorlama kelimeyi kullanmada gösterdikleri azmi, bugün Türkçe'yi, içine düştüğü içler acısı halden kurtarmak için gösterseler ya... En azından bütün ülkeyi kaplayan yabancı kelimelerin kullanıldığı tabela işgaline dur diyecek bir sorumluluk sergileseler... Sayın Ecevit, her şeyden önce hatıralarını, düşüncelerini, hedeflerini, kendince siyasi başarılarını, başarısızlıklarını, doğrularını, yanlışlarını, gözlem ve tesbitlerini toplumsal analiz ve tahlillerini anlatan bir biyografi yazsa diyorum. Türkiye'nin sancılı günlerini, sosyal demokratlık serüvenini anlamamız; hayati dersler çıkarmamız ve önemli tecrübeler edinmemiz konusunda ne kadar yararlı olurdu... Bir film İÇİMDEKİ DENİZ Bir kaza sonucu 26 yıl yatağa bağımlı halde yaşayan Ramon Sampedro'nun ötanazi isteğini ve gerçek aşkta fedakarlığı sorgulayan son günlerin en ilgi çekici filmlerinden biri. Ünlü yönetmen Alejandro Amenabar bu filminde, gerçek ve trajik bir hayat hikayesini ustalıkla işliyor. İspanya Goya Ödülleri'nde 14 dalda ödül kazanan bu etkileyici, sarsıcı ve düşündürücü filmi sinemaseverlere tavsiye ediyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.