10 - 17 tarihleri arasında İstanbul'da Lütfi Kırdar Kongre Binasında yapılan 21. Dünya Felsefe Kongresi, son yılların en önemli kültür olaylarından biriydi. Çeşitli sosyal, kültürel ve siyasi meselelerin konuşulup tartışıldığı bu kongreyi ilginç kılan hususlardan biri Bush'un başında bulunduğu ABD yöneticileri ve stratejilerinin (özellikle ABD filozoflarınca) kıyasıya eleştirilmesiydi. Bilindiği gibi ABD'nin dünya kamuoyunun bütün karşı duruşlarına rağmen, Birleşmiş Milletler'in de onayını almadan (hatta BM'yi hiçe sayarak) Irak'a saldırıp işgal etmesi, barış yanlılarının gelecekle ilgili güven ve inançlarını sarsmış, tek kutuplu dünyada ABD'nin emperyal dünya imparatorluğu peşinde olduğu, küreselleşmeye kendi çıkarları doğrultusunda yön verdiği kuşkularını uyandırmıştı. ABD'nin işgal ettiği Irak'ta gittikçe batağa saplandığı, Vietnam sendromuna benzer bir rahatsızlığın Amerikalı askerleri etkilediği şu günlerde hâlâ dünyayı (özellikle Ortadoğu'yu) kendi planlarınca şekillendirmeğe çalışan savaş yanlısı ABD'li yöneticilere (içten ve dıştan) eleştiri dozları her gün biraz daha artıyor. Bir yandan Amerikalı asker aileleri kazan kaldırırken öte yandan "Sosyal Bilinç Olarak Politik Muhafazakarlık"adı altında yapılan bir araştırma sonucunda Bush ve ekibi nevrotik ve dogmatik olarak vasıflandırılıyor. Bunların üstüne bir de Amerikalı filozofların dünya kamuoyu önünde getirdikleri eleştiriler de Bush ve ekibinin gittikçe köşeye sıkıştıklarının sinyalini veriyor. "Bir diktatörü zayıflatmanın tek yolu onunla işbirliği yapmamaktır" şeklindeki çıkışıyla büyük destek alan Feminist Akımın temsilcisi Irıs Young'ın şu sözleri birtakım derin ilişkileri ima etmesi açısından bir hayli dikkat çekici: "Devletler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler, ABD'yi ve onun ittifak içinde olduğu uluslar arası sermaye ile çokuluslu şirketleri tecrit etmeliler." Öte yandan ABD Radikal Felsefeciler Derneğinden Carl Lesnor, bir gazetecinin kendisiyle yaptığı röportajda yönetimin demokrasi ve özgürlük anlayışına çarpıcı bir eleştiri getirerek şöyle diyor: "Siyasi sistemin tek meşru savunması demokrasi ve özgürlük iddiası. Demokrasi kavramını ortadan kaldıramazlar ama içini boşaltıyorlar. Şimdilerde özgürlükler kısıtlanıyor. İnsanlar bundan rahatsız oluyor. Resmi ideoloji terörizmle mücadelenin haklı bir savaş olduğunu savunuyor. Oysa bu, emperyalizmin mantığına meşruiyet sağlıyor." Hani bazıları, bu dünyada eden bulmuyor, yapanın yanına kâr kalıyor diye isyan ediyorlar ya, ben bu duygusal hükme katılmıyorum. Pekala, herkes ettiğinin karşılığını bu dünyada buluyor. Yani, yapanın yanına kâr kalmıyor. Bu dünyada doğruların yanında olmayı ilke edinen hür düşünceli insanlar olduğu takdirde insanlıktan umudumuzu kesmeyelim. Böylesi bir umut rüzgarı estirdikleri için filozoflara teşekkürler...