Bana sık sık en birikimli ve verimli çağımda neden konservatuardaki hocalık görevinden ayrıldığımı soruyorlar. Her defasında, eski zamanda Donizetti Paşanın saraya gelişi ile musiki âleminin çalkantılarından rahatsızlık duyan Dede Efendi'nin "Bu işin tadı kaçtı" diyerek uzlete çekilişini hatırlarım. Bu olaydan aldığım ilhamla karşımdakilere sadece "Her şeyin tadı kaçmıştı" demekle yetinirim. Neydi tadı kaçıranlar? Bunları üst üste yapılan vizeler, sık sık çırarılıp da öğretmene dolaylı olarak öğrenciyi geçir mesajı veren öğrenci afları, bilenle bilmeyenin aynı düzeye getirilmeğe çalışılması, orta öğretimden gelen gençlerin birikimden, öğrenme ve araştırma merakından yoksun oluşları diye özetleyebilirim. Sanatkârlıktan gelen bir zihniyetle özellikle alt yapısı sanat olan bir eğitim kurumunda gençlerin duygu ve düşünce sınırlarını zorlamak hocalığımın en belirgin tavrıydı. Ama bu, genelde belirli konuları belirli sınırlar içinde ezberlemeğe, kendisinden bir şeyler katmamağa, bilgiyi kullanmamaya alışmış öğrencilerimin yadırgadığı bir tavırdı. Merak duymak, duygularını geliştirici kültür edinmek, bilgiyi şahsi gayretlerle zenginleştirip kullanmak; dolayısıyla düşünce ve duygu ufuklarında özgürce kanat çırpmak onlara çok zahmetli bir iş gibi gelirdi. İlle bir ders kitabı veya notundan; söz gelimi birinci sayfa ile otuzuncu sayfa arasından sorumlu olmayı seçerlerdi. Neticede yoruldum ve ayrıldım. Bunları neden mi yazıyorum? Geçenlerde, toplumda tarih bilinci uyandıran İlber Ortaylı'nın Türk Edebiyatı Dergisi'nde kendisiyle yapılan bir röportajda eğitim üzerine söyledikleri dikkatimi çekti de, eğitimle ilgili rahatsızlıklarımı depreştirdi de ondan. Eğitim üzerine şunları söylüyor İlber Ortaylı Hoca: "Milli Eğitim Bakanlıklarında milletin en seviyeli insanları bulunur. Bizim milli eğitim camiamızı yönlendiren adamlar köylüdür. Bunların yüksek bir kültürü yoktur." * "Bizim eğitim sistemimizde bugün bir kavga var. Laik miyiz, değil miyiz diye. Bu kavga asıl problemin görülmesini engelliyor. Asıl büyük problem zeki insanı yükseltecek bir eğitim sistemimiz yok; o yıkıldı." * "Türkiye'de tuhaf bir komünizan eşitlik anlayışı var. Adam zekaları, bilgileri, görgüleri eşitlemeye çalışıyor. Allahü Teala hiçbir zaman insanları eşit yaratmıyor. Bunun biri güzel, biri çirkin; var mı ötesi? Bir tanesi zeki, öteki değil. İnsanları bu şekilde eşitlemeğe çalışmak Stalinist bir anlayıştır. Zeki olmayan bir çocuğa vereceğiniz eğitimle, zeki olanı nasıl ziyan edersin?" * "Türk toplumu, zeki çocuklarına yükselme fırsatı veren bir toplum olmaktan çıkmıştır. Bu, bütün an'anemizin, bütün geleneğimizin yıkılması demektir."