Batılı insanla Türk insanı arasında en büyük fark; bence Türk insanının okumaya karşı ilgisizliğidir. Geçenlerde basın organlarının birinde bir üniversitenin öğretim kadrosu üzerinde yaptığı araştırma sonucunda öğretim üyelerinin yüzde otuz beşinin tiyatro izlemediği, yüzde 21'inin akademik yayınlar dışında kitap okumadığı; yüzde 48'inin etrafında gelişen olaylara müdahale edecek gücü bulunmadığı, yüzde 37'sinin de etrafında neler olup bittiğini anlamakta zorluk çektiği gerçeği: "Öğretim üyeleri acınacak haldeler" başlığı altında verildi. Akabinde, bir başka üniversitenin gençler üzerinde yaptığı araştırma sonucunda da gençlerin en çok medyada yayınlanan magazin haberlerini sanat, bilim ve ekonomi haberlerinden daha ilgi çekici buldukları haberi yayınlandı. Hiç şaşırmadım. Eğitimin düşünce ufukları açmayan, merakı kamçılamayan ezberci hantallığı, medyanın magazin pompalamasıyla birleşince haliyle bu sonuçlar sürpriz olmuyor. Hani atalar ne demişler: "Böyle başa böyle tıraş.." Hal böyle olunca da siyasetçilerimizin pek hoşuna giden (ve işine gelen); "Büyüklerimiz bizden daha iyi bilir, bizim yerimize onlar düşünür" zihniyeti toplumsal yaşam tarzımızın temel felsefesi olmaya devam ettiği gibi bilim, teknik ve sanat alanında da bir türlü parlak gelişmeler gösteremiyoruz. Gelişme eğilimi gösteren sadece taklitçilik yeteneğimiz. Madem söze araştırmalarla başladık yine araştırmalarla devam edelim. Milliyet'te Mehmet Yılmaz, bir yazısında yine bir üniversitenin öğrenciler üzerinde yaptığı araştırma sonucuna göre üniversite birinci sınıf öğrencilerinin nerdeyse tümünün imla kurallarını, ödevlerine sayfa numaraları vermeyi bilmediklerinden; kaynak kitaplardan habersiz olduklarından, özet çıkarmayı beceremediklerinden; analiz ve sentez yapamadıklarından bahsediyordu. Yılmaz'ın hayret ve üzüntüyle yansıttığı bu gerçekler maalesef üniversite gençliğinin geneli için de geçerli.. Okul ve dersane arasında test yöntemiyle yetişen gençler, bir konuyu özet olarak yazılı ve sözlü ifade edemedikleri gibi bir dilekçe dahi yazmaktan acizler. Sadece bilgi depolamaya yönlendirildikleri için yorgun dimağlarıyla bilgiyi nasıl kullanacaklarını da bilmiyorlar. Düşünmekten hoşlanmıyorlar. Ağzınızla kuş tutsanız onların test kitapları arasında kaybolup giden okuma sevgisini ve hevesini uyandıramıyorsunuz. Öğretmenlik yıllarımda benimle "Okumak ne işe yarar ki?" tartışmasına giren bir öğrencimi hatırlarım. Sonra öğretim görevlisi olduğunu işittim. Varın anlayın eğitim alanındaki hal-i pür melalimizi. Ama gençlere yüklenmeyelim. Onlar bizim eserimiz. Bizim de halimiz ortada... Orta öğretimin başarısızlığı gün gibi aşikarken YÖK konusunda tartışıyoruz... tartışıyoruz... Ama bir türlü anlaşamıyoruz. Neden dersiniz?