Eminönü dendiği zaman hayalimizde canlanan ilk mekan genelde Yeni Cami, Mısır Çarşısı ve çevresidir. Buraların gündüzleri olağanüstü boyutlarda artan nüfusundan dolayı Eminönü'ne gitmek (hele uzak ve sakin bir yerde oturuyorsanız) zahmetli ve yorucu bir iş gibi gelir. Oysa, geniş bir çerçeve içinde düşünüldüğünde Eminönü, medeniyetlerin kesiştiği bir yer olarak tarihin solunduğu ve gezmenin insana derin zevkler verdiği gözde İstanbul semtlerinden biridir. Biz İstanbullular genelde yaşadığımız bu muhteşem şehri tanımıyoruz. Oturduğumuz semtler bile detaylar göz önüne alınırsa bize yabancı. Bir üst mahalle bizden, bizim dünyamızdan ırak bir yer sanki. Öylesine kabuğuna çekilmiş, içine kapanmış bir halimiz var. Oysa, bulunduğumuz çevreyi, giderek şehri tanımak kültür dünyamızı, duygu ve düşüncelerimizi inanılmaz bir biçimde zenginleştirir, varlığımıza ve yaşantımıza bir anlam katar. Geçtiğimiz cuma günü Eminönü Belediyesi'nin katkılarıyla Gezginler Kulübü, Cankurtaran'da, kulübün bulunduğu çevrede bir sokak şenliği düzenledi. Davetiyeye ekli program ilgimi çektiği için şenliğe katıldım. Burada bir konuşma yapan Eminönü Belediye Başkanı Lütfü Kibiroğlu, konuşması sırasında tarihi atmosferi itibarıyla Eminönü'nde yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu söyledi. Bu söz bende heyecan uyandırdı ama gördüğüm kadarıyla kapılardaki, pencerelerdeki sokak sakinlerini ve esnafı pek etkilemedi. Genelde neşesiz ve ilgisiz olduklarını farkettim. Birkaçıyla sohbete giriştiğimde geçim sıkıntısından had safhada etkilendiklerini öğrendim. Sokak ortasına kurulmuş sahnede birbiri ardınca yapılan gösterileri seyrederken ve şarkıcıların mini konserlerini dinlerken bile pek neşeleri yoktu. Anlayacağınız, malum kriz Cankurtaran ahalisini fena vurmuştu. Kimi vurmadı ki zaten? Konuştuğum kişilere bu şenliğin, semtin tanıtımı ve evlerde üretilen yiyecek ve giyeceklerin satışa sunulması bakımından kendileri için iyi bir fırsat olduğunu söyledim. Birkaç tezgahın dışında mahallelinin bir bütün olarak neden faaliyetlere katılmadığını sordum. Şenlik hazırlığından haberleri bile olmadığını söylediler. Şaşırdım. Mahallede bir şenlik hazırlanır da mahallenin nasıl haberi olmazdı? İnsanı çevresine karşı uyanık tutmayı, bulunduğu yeri tanımayı ve tanıtmayı, el emeklerini, sanat ürünlerini sergilemeyi amaçlayan böylesi faaliyetler (bunun adı ister festival, ister şenlik olsun) çok yararlı ve hoş. Ama halkın katılımının sağlanması da gerekiyor. Her yıl tekrarlanması düşünülen bu şenliğin amacına ulaşması, Eminönü'nde yaşamanın bir ayrıcalık olduğunun bizzat sakinleri tarafından idraki için halkın aydınlatılması, bilinçlendirilmesi, desteklenmesi ve yapılan güzel işlere ortak olması gerektiğini düşünüyorum. Gözlemlerimden çıkardığım sonuç bu. Ne demiş atalarımız: "Nerde birlik, orda dirlik!"