En kötüsü güvensizlik...

A -
A +

Bir gazetede İstanbul'un tepeden çekilmiş fotoğraflarını seyrediyorum. Güzelim orman ağaçları kesilmiş, yerlerine villalar yapılmış. Görüntü manşette özetlendiği gibi; felaket! Bir han-ı yağma! Oysa, ne diyor bizim milli şairimiz; "Sakın kesme! Yaş ağaca balta vuran el onmaz!" Biz, vicdanlarımıza kazınan bu ikazla büyüdük. En değerli milli servetlerimizden biri olan; atalar yadigârı ormanları korumanın insani bir görev olduğunu belledik. Görünen manzara felaket olmasının yanı sıra, atalar emanetini koruyamadığımız, toplu ağaç kıyımına suskun kaldığımız için bizleri kahrediyor. Biz, olan biten her şeyden habersiz, helal-haram gözeten, işinde gücünde olan, hakkına razı, gözü tok sıradan insanları... Kahrediyor! Bırakınız doyumsuz kazanç uğruna o villaları yapanları, yapılmasına göz yumanları, iş birliği edenleri; villalara yerleşenler gönül rahatlığı içinde orada nasıl oturabiliyorlar? Şaşıyorum. Issız gecelerde uyandıklarında canları kanırta kanırta kesilen o ulu ağaçların iniltilerini, beddualarını vicdanlarında duymuyorlar mı? Vicdan... Esasen yıkılan, bünyeden söküp atılan bu... O, olmayınca dünyevi hırsların, kör kazançların peşinde olan insan için her şey mubah, her şey kolay!.. Ne gam!.. Uykular derin... *** Biz, AB treninin hareketini dert edinmeyelim, işimize bakalım; AB'ye giriyormuş gibi çalışalım; her şeye çekidüzen verelim; AB standartlarına erişelim, nemelazımcılıklarımızı, cinliklerimizi bir yana bırakalım; kurumlarımızı yenileyelim, kural ve nizamlara uyalım, hakkı hukuku gözetelim, mesleklerimizi doğrulukla dürüstlükle icra edelim; var gücümüzle üretime yönelelim diyoruz ya... Şimdi, doğru oturup doğru konuşalım. Bunlar, masal geliyor birçoklarına. Şu orman faciası yüzümüze tutulan bir ayna. Esasında en büyük engel yine kendimiziz. Şarklı kurnazlıklarımız, adamsendeciliklerimiz, duyarsızlıklarımız, bencilliklerimiz, açgözlülüklerimiz... Oysa, insan olmanın sorumluluğunu bütün incelikleriyle öğreten bir kültürden geliyoruz. Bundan habersiziz. Herkes kendi işini hakkı hukuku, haramı helalı gözeterek, merkeze insan sevgisini yerleştirerek yapsa mesele kalmayacak. Ama yapamıyoruz. Yapamadığımız için de bir kördöğüş çarkı içinde kavrulup gidiyoruz. Birbirimize saygımızı, sevgimizi kaybediyoruz. Mevcut potansiyelimizi kullanamıyoruz. Herkesin her şeyden sorumlu olduğunu idrak edemiyoruz. En kötüsü bu. Birbirimize güvensizlik. Ve bunun ana kaynağı olan cehalet!...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.