Çevre ve Kültür bilincini uyandırmak için Anadolu'yu karış karış dolaşan; "Anadolu Bilgesi" olarak vasıflandırdığım ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin SÖZEN'in bir sohbet sırasında söylediği: "Evlerin soğumasına meydan vermeyelim" sözü beni çok etkiledi. Evet, evlerin soğumasına izin vermeyelim. Ama pencere aralarından sızan (Kimlerin estirdiği belirsiz) küresel rüzgarlar, medya ve çeşitli moda fırtınaları, şöhret ve hırs kasırgaları (özellikle büyük şehirlerde) ne yazık ki, evleri gittikçe soğutuyor. Evler, "Ocak"lıktan çıkıp zoraki ve sevgisiz bir arada oluşların dar mekanları ve yalnızlık kokan ıssız adaları haline geliyor. Söz konusu rüzgar, fırtına ve kasırgalar, milyonlar vererek kiraladığımız; milyarlar ödeyerek satın aldığımız "ev" diye özenip süslediğimiz beton yığınını soğutmakla kalmıyor, içindekileri de betonun soğukluğuna ortak edip, "aile"yi temelden sarsıyor. Akşam yemekleri bile aileleleri kolay kolay bir araya getiremiyor. Ya daha azla kazanma hırsına kendini kaptıran baba, iş peşinde koşturuyor, ya anne günlerden veya oyun partilerinden erken dönemiyor, ya oğlan arkadaşlarıyla bir yerlere takılıyor, ya da kız flörtüyle akşam yemeğine çıkıyor... Tabii, buna benzeyen veya benzemeyen bir sürü bahaneyle bir araya gelmeler giderek daha da aksıyor. Her aksayışta bağlar biraz daha kopuyor, kırgınlıklar biraz daha artıyor, birbiri üzerine yığılan öfke damlacıkları buz tutup kalpleri soğutuyor. Neticede konuşmalar sitemlere, tavırlar zulme, sevgisizlikler hastalıklara dönüşüyor. Ondan sonra gelsin kumar, safahat alemleri, içki ve uyuşturucu müptelalığı, ruhsal bunalımlar, satanizm ve benzeri sapkınlıklar... Evet, evler soğudu mu, insan da soğuyor. Aşk dediğimiz; o sınırsız anlama sahip yüce duygu, kısır ve basit bir "ilişki" sözcüğüne hapsoluyor. Aşkı insana hayat bahşeden bir güneşe aşktan yoksun gönülleri donup kalmış taşlara benzeten Yunus Emre, şu eşsiz mısralarında sevgisizliğin gerçeklerini bakınız nasıl dile getiriyor; "Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer" Son zamanlarda Türk toplumundaki hastalıklı gidişata dikkat çekmek için fırsat buldukça yazıp çiziyoruz. Derim ki, artık biz söyleyip biz dinlemeyelim. Artık sıkı ve sağlam duralım. Evlerimizin soğumasına, kalplerimizin buz kesilmesine aile temellerimizin sarsılmasına izin vermeyelim. Ne dersiniz?