Farklılıklar tabii ki zenginliğimizdir

A -
A +

Siz, akıl almaz bir hızla ilerleyen teknolojiye, gözde şehirlerde sayıları gittikçe artan gökdelenlere, tüketim arzusunu şahlandıran göz alıcı marketlere, konformizmin gittikçe gelişmesine, TV kanallarının sayılarının artmalarına, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük safsatalarına bakıp da çağdaş medeniyetin gelişmişliğine hükmetmeyin. 2000'li yılların ilk çeyreğinde yaşadığımız dünya, egemen ve elit zümrelerin dışında, geniş halk kitlelerinin savaş acıları, mahrumiyet ve çaresizlik içinde kıvrandığı, âdeta köleleştirildiği, insani açıdan gerilemiş, çileli bir dünyadır. Merkezinde insan olmayan, insana saygıyı, sevgiyi içermeyen; barışı, sosyal adaleti, hakkı hukuku gözetmeyen, vicdanı gündemden çıkaran, Allah'ın yarattıklarına bir gözle bakmayan; ayrımcılıkları, çatışmaları ve fitneleri körükleyen hiçbir medeniyet gelişmişlik sıfatını kazanamaz. Bu açıdan yaklaştığımızda, gönenmişliği sömürü esasına dayanan, Orta Doğu'da yaşanan savaşı destekleyen, sorunların çözümünün gayrimeşru askerî müdahalelerle yapılmasına sessiz kalan (geçmiş zamanlarda hayranlık duyduğumuz) batı medeniyetinin bir gerileme ve çöküntü içinde olduğuna hükmedebiliriz. Onun için küresel ısınma kutuplardaki canlıların hayatını yürek parçalayıcı bir şekilde tehdit ederken kuzey kutbu ülkelerinin buradaki petrol ve maden kaynakları için birbirleriyle ihtilafa düşmelerine şaşırmamak gerekir. *** İnsanlık tarihi hep acıların, çatışmaların süregeldiği; fakat gücü elinde toplamak isteyen gözü kara yöneticilerin, yaşanan onca tecrübelerden ders almayıp bu acıları ve çatışmaları desteklediği bir kara tarih... Dünyanın artık yeni tavırlar sergileyen, insanı hayatın merkezine oturtup vicdanı ve birliği gündeme getirecek, ötekiler oluşturmayacak, bütün insanlığı kucaklayacak, medeniyetleri bir bütün olarak kabul edecek olgunluğa erişmiş yeni yöneticilere, onlara destek olacak fikir adamlarına, düşünürlere, sanatkârlara ihtiyacı var. Türk kültüründe Mevlanalar ve Yunuslar, batıda Orta Çağ karanlığı hüküm sürerken insan sevgisini, insanın kutsallığını, evrensel barışı "ölümsüz" mısralarla dile getirerek her türlü ayrımcılığı reddeden bir dünya görüşünü Türk insanının vicdanına nakşetmişler. *** Dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla "Çatışmalı Ortamlarda Liderlik" adı altında kitabı ülkemizde yayınlanan Amerikalı yazar Mark Gerzon, gazetemize verdiği demeçte "Eğer Türkiye kendi içinde sahip olduğu kültürel farklılıkları zenginlik olarak görebilirse dünya için de başarılı bir model oluşturacaktır. Bu anlamda Türkiye, dünya barışı için bir anahtar ülke konumundadır" diyor. Tarih boyu çeşitli medeniyetlerin harmanlandığı ülkemiz topraklarında Mevlana ve Yunus düşüncesini özümsemiş Türk insanı, Yunus'un: "Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san/Dört kitabın manası budur eğer var ise" deyişini temel ahlak prensibi yaparak ayrımcı bir tavır ve yaklaşım içinde olmamıştır. Var gibi gösterilen ayrımcılık, sun'i ve art niyetli dayatmadır. Farklılıklarını her zaman zenginlik olarak telakki eden Türkiye, oluşturulması gereken küresel ahlaka, küreselleşmenin sinsi tezgâhlarıyla içi boşaltılmış insanlarının yüreğindeki insan sevgisini ve birlik duygusunu tekrar canlandırıp katabilirse gerçekten dünya barışı sağlanabilir. Bendeniz buna inanıyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.