Gelin tanış olalım...

A -
A +

"Düşmanımız kindir bizim" başlıklı yazım dolayısıyla bir değerli okuyucumdan aldığım mektup beni çok duygulandırdı. 'Kin'in insanların birbirlerini tanıyıp anlama, barışı sağlama yolunda ne kadar büyük ve anlamsız bir engel teşkil ettiğini bir kere daha anladım. Okuyucum Dr. İbrahim F. Benter mektubunda özetle şunları yazıyordu: Efendim, Ermeniler hakkında yazdığınız yazıyı çok beğendim ve yakın zamanda başımdan geçen bir olayı kısaca size anlatmak istedim. Ben aslen Kıbrıslı Türk'üm. 8 sene önce, Amerika'da göz doktorluğu fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışırken, bir gün, Boris isminde bir talebe odama geldi ve benim farmakoloji imtihanında çok kötü not aldığını ve diğer imtihanlarda bu notu yükseltmenin imkansız olacağını, üniversiteden atılma imkanının çok yüksek olduğunu bana ağlamaklı bir şekilde anlattı. Morali çok bozuktu. Ben, Boris'in İran asıllı Ermeni olduğunu ve Los Angeles'de ailesi ile yaşadığını öğrendim. Üniversitede tek yabancı öğretim üyesi bendim ve benim kim olduğum bilinirdi. Boris'de tipik depresan semptomları olduğu için onu yemeğe götürdüm. Her gün günlük moral almak için odama geliyordu. Boris'in Los Angeles'de yaşayan sözlüsü Boris'ten ayrılmağa karar vermiş ve Boris bu haberi çok kötü karşılamış. Neticede Boris'e eğer diğer imtihanlarda ve finalde başarılı olursa bir kötü notunu saymayacağımı söyledim. Bu beklenmedik fırsat ile Boris moral buldu ve çalışmaya başladı. Neticede Boris başarılı bir şekilde mezun oldu. Benim odama geldiğinde dedi ki: "Hocam, size ne kadar minnettar olduğumu anlatamam. Yardımlarınız sayesinde hayatımı tamamen bozulmaktan kurtarabildim. Fakat size bir şey söylemek istiyorum, çünkü söylememekle kendimi suçlu hissediyorum. Biz Ermenileri çocukluğumuzdan beri Türklere karşı nefretle yetiştiriyorlar. Yani sanki Türklerden nefret etmeyen Ermeni olmaz. Fakat ben, sizin gibi iyi bir Türkle karşılaşınca ve yaptıklarınızdan sonra Türklerden nefret etmekten utanıyorum." Boris'e cevap olarak şöyle dedim: "Ben, tarih profesörü değilim. Fakat sana bir soru soracağım ve sen git birkaç gün düşün sonra tekrar gel konuşalım. Soru: Eğer Türkler Ermenileri ortadan kaldırmak isteseydi dünyanın en güçlü ordusuna sahip olan Osmanlı ordusunu kullanarak kolayca ortadan kaldıramaz mıydı? Bilakis bu iş bu kadar kolayken Ermeniler yüz yıllarca Osmanlı topraklarında serbest yaşadılar ve her türlü fırsattan faydalandılar ve bazıları yüksek yerlere geldiler. Bu nasıl olur? Eğer bir olay olduysa yüzyıllar sonra ansızın ne oldu?" Boris, birkaç gün sonra odama geldi ve soruları mantıklı bulduğunu ve işlerin kendisine anlatıldığı kadar basit olmayacağına inandığını söyledi. Sonra, ben de dedim ki: "İki tarafın da yaptığı bazı yanlış olaylar olmuş olsa bile nefret etmek şimdiye kadar kime ne fayda getirdi ve getirecek bundan sonra? Kendi ailemden Kıbrıs'ta Rumlar tarafından öldürülen çok masum insanlar oldu ama ben Rumlardan nefret etmiyorum. Dünyada yeteri kadar düşmanlık-nefret var; biz, bunu azaltmaya çalışalım, çoğaltmağa değil.." Boris beni kucaklayarak ayrıldı... Görüyorsunuz, Yunus Emre'miz boşuna "Gelin tanış olalım" demiyor!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.