Tartışmalar ülkesi haline gelen Türkiye'de gündemde olan tartışma malumunuz üzere YÖK. YÖK, Yüksek Öğretim Kurumu'nun kısaltılmışı. (Yüksek Öğretim Kurumu ile Yüksek Öğretim Kanunu'nu karıştırmayalım) YÖK, düne kadar köhne ve antidemokratik bir yapıya sahip olduğu ileri sürülerek gerek öğrencilerin, gerek ileri ve demokrat takımının ağır eleştirilerine ve protestolarına hedef olmuş bir kurumdu. Eski zamanda ekranlara gelen öğrenci yürüyüşlerinde "YÖK'e hayır!" pankartlarını hatırlayınız. Şimdilerde bu kurumun ıslahı için Yüksek Öğretim Kurumu Kanun taslağı (!)hazırlatan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile YÖK Başkanı Kemal Gürüz arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Bu mücadele her gün çeşitli şekillerde basına yansıyor. Erkan Mumcu zamanında çalışmaları başlatılan kanun taslağını Meclise gönderen Milli Eğim Bakanı Hüseyin Çelik, artan eleştiriler üzerine üniversite rektörlerinin ve sivil toplum örgütlerinin de görüşlerini almak üzere taslağı geri çekiyor; hatta değişebilirliğini gündeme getiriyor. Öte yandan değişmezliğin ve karşı duruşun sembolü haline gelen YÖK Başkanı Kemal Gürüz; "Amaç siyasi. Laiklik elden gidiyor. Türbanın ve İmam Hatiplilerin önü açılıyor. Şeriat düzeni kurulmak isteniyor!" korkusu içinde taslağın tümüne karşı çıkarak Milli Eğitim Bakanıyla görüşmeğe; düşünce ve endişelerini yüzyüze gelerek açıklamağa yanaşmıyor. Kapılarını kapatmış vaziyette aslanlar gibi direniyor! Bu arada daha önceden YÖK'ü istemezükçüler seslerini kesiyorlar; hatta Kemal Gürüz'e arka çıkıyorlar. Ortadaki çalkantılardan istifade ederek birer ikişer görüş bildiren rektörler, ilk defa YÖK despotizminden sıyrılarak söz sahibi oluyorlar. Yani, ilginç bir karmaşa yaşanıyor. Bence bütün bu olup bitenler, bize eğitimde neden bu kadar başarısız olduğumuzun ipuçlarını veriyor. Bir üniversite öğrencisine sürüp giden YÖK tartışmaları konusunda ne düşündüğünü sordum. Heyecanlı, dolu dolu bir cevap beklerken genç, "Bakıyoruz" dedi. Ben ne demek istiyorsun der gibilerden şaşkınlıkla yüzüne bakınca, omuzlarını silkip gülümseyerek; "Eğleniyoruz da" diye kesip attı. Bu, bana gençlerden bir uyarı gibi geldi. Eğitimin en tepesindekiler galiba gençleri unutuyorlar. İşleri karıştırıcı, muğlak, uzlaşmaz ve anlaşmaz tutumlarıyla ve antidemokratik mücadele yöntemleriyle gençlere iyi örnek olmuyorlar. Böyle bir tesbitle diyorum ki: Beyler!.. Gençler size bakıyor. Gençlerin de fikrini alarak eğitimin hayati sorunlarını eğitimi hazmetmişlerin olgunluğu, cesareti ve medeni tavrı içinde bir an önce çözün... Çözün ki sürekli olarak eller aya, bizler yaya gidip durmaktan kurtulalım!